GÜMÜŞHANE FIKRALARI     (İsmail HAYAL)

Eğitimci, Şair ve Yazar İsmail HAYAL Gümüşhane’nin komik hatıralarını derledi ve kitap Gümüşhane Belediyesi Kültür Yayınlarının 17. olarak siz değerli Gümüşhanelilere ulaştırıldı.  

Fıkraların tamamı FIKRALARLA GÜMÜŞHANE adlı eserde yer almaktadır. Alıntı yapılması tamamen izne bağlıdır. (İsmail HAYAL 0 530 607 29 29)
 

PESTİL YAMASI

    Horoz Orhan (Aras) Kelkit Gümüşgöze köyü’nde Sünnetçi Fikri’yi kızdırmak için kendi dedesinin varlığından, malından, mülkünden, atından ve seyisinden bahsetmeye başlıyor. Sünnetçi Fikri çok ama çok sinirlenir ve söverek;
    “Ulan ben senin dedeyin tanımıyor muyum, ne aray onda servet, yama bulamazdı da pantolunun dizlerine pestilden yama yapardı” der. 

AYDINOĞLU MEMİŞ

Şiran Telme Köyünde caminin yanındaki Aydınoğulları’nın köy odasına bir misafir gelir. Köyümüzün ileri gelen büyüklerinden Aydınoğlu Memiş (Aziz Efendi’nin babası) misafire abisiyle beraber bir tas çorba götürür.
Bu esnada Memiş'in ayağı kayar ve düşer. Tas elinden yuvarlanır gider ve çorba da olduğu gibi Memiş'in üzerine dökülür. Bunu gören abisi Aydınoğlu Hasan heyecanla sorar:
"Ulan Memiş, dikkat et, çorbayı dökersin" Memiş cevap verir:
"Çorba kucağımda da tası bulamıyorum"

TUTTU ATTILAR KUYUYA

      Şiran Telme Köyü eşrafından Molla Hayri Hoca'yı (Allah rahmet eylesin) lafa tutarlarmış ve o anlatırken sofradaki yemekleri bitirirlermiş. Yine bir gün sofra başında;
"Hocam Yusuf Aleyhisselam kıssasını anlatır mısın" demişler. O da cevaben;
"Ne olacak işte, tuttular Yusuf Aleyhisselam’ı  attılar kuyuya" diyerek başlamış yemeğe.

HAYDİ BRE PEHLİVAN

      Şiran Telme Köyü’nden Melih Mustafa Dayı (Allah rahmet eylesin) arkadaşlarıyla Tokat bölgesinde gurbetteler. Bir köy düğününde bulunuyorlar. Pehlivanlar güreşecek ve sonunda ödül alacaklar. Mustafa (TUNA) çıkıyor güreş meydanına (Pehlivanlığı yok güreşi  hiç bilmez). "Haydi yok mu karşıma çıkan, helalleşsin gelsin" diyerek nara atmaya başlıyor. Böylece büyük bir güreşçi olduğuna herkesi inandırıyor ve ödül kendisine kalıyor.

ŞEMSİYE

     Şiran Telme Köyü sakinlerinden Adil TURAN bir gün arkadaşlarıyla lokantaya gider. Bir masaya otururlar. Lokantanın üstü rutubetlidir ve yağmur gibi damlamaktadır üzerlerine.. Garson gelir,
"Abi ne istersiniz" diye sorar. Adil TURAN’DA;
"Kardeş önce sen bize birer şemsiye getir de ıslanmayalım" der.

SİNEK

      Şiran Telme Köyü’nden Adil TURAN İstanbul’da bir lokantaya gider çorba içer. Üzerine para almayı unutmuştur. Hesap vermemeye şöyle bir çare bulur. Masada bir sinek bulur ve çorba tasının içine atar. Garsonu çağırır. Ve;
"Kardeş bu sinek ne" böyle der. Garsonda özür diler ve ücret almadan kahramanımızı yolcular.


KARIN AĞRISI

      Şiran Telme Köyü sakinlerinden Şükrü SÖĞÜT’ÜN ilk gurbete çıktığı yıllar. Çok acıkıyor ama parası yoktur. Modern bir lokantaya gider. Her çeşit yemekten ister. Bir ziyafet çeker. Sıra hesap vermeye geliyor. Masadan kalkıyor;
"Oy anam karnım ağrıyor bana bişeyler oluyor" diye bağırmaya başlıyor. Lokanta sahibi diğer müşteriler duymasın diye yavaşça kahramanımızı kolundan tutuyor ve dışarı çıkarıyor. Ve kahramanımız önce yavaş adımlarla sonrada koşarak  oradan uzaklaşıyor.


TASIN PARASI

      Şiran Telme Köyü sakinlerinden Ahmet SÖĞÜT otobüsle İstanbul yolculuğuna başlıyor. Mola yerinde lokantaya gidiyor. Yemekleri alıyor, yiyor kalkıp hesap verirken yemeklerin çok pahalı olduğunu öğreniyor. Ve şu muzurluk aklına geliyor. Hesabı ödüyor çıkarken tası da beraberinde götürüyor.
"Kardeş tası götürme o bizimdir" diyorlar. Ahmet (SÖĞÜT)
“Hayır, ben onunda parasını verdim" diyor. Lokantacı;
"Hayır sen içindekilerinin parasını verdin" diyor. Derken yine köylümüz olan otobüs şoförü devreye giriyor ve işi tatlıya bağlıyor.


BEN YEMEM AMA

      Şiran Telme Köyü’nde eski toprak, üstünde havalandırma deliği olan kirmanlı bir köy evi. Annenin çocuklarından biri küsüyor. Yemek saati eve gelmiyor. Üst baca deliğinden alttakileri seyrediyor. Anne;
"Şu bir tas çorbayı da küsen oğlana ayıralım" diyor.. Çocuk, üstten bağırıyor;
"Ben yemem ama o çorbada bana az"..


KENDİ MALIN GİBİ YE

      Rahmetli Kadir Paşa Akçay yemeyi ve yedirmeyi çok severdi. Gümüşhane’deki evinin bahçesinde iki besili koçu bayrama saklıyordu. Arkadaşları koçlardan birisini kesmiş, dala asmışlar. Izgarayı yakmışlar, bir yandan kesiyorlar, diğer yandan yiyorlar. Kadir paşa Akçay’ı da çağırmayı ihmal etmemişler. Paşa Akçay davetten memnun baş köşeye oturmuş yiyor. Oysa yediği et kendi koyununun etidir ve bu işten de haberi yoktur. Diğer arkadaşları;
"Ye kendi malın gibi ye helal olsun" diyorlar..

Not: Rahmetli işin aslını öğrendiğinde arkadaşlarına “Size helal olsun” dediği rivayet olunur.


KAYIP RÖMORK

      Şiran Telme Köyü sakinlerinden Osman Ağa (Allah rahmet eylesin) arkasında romörk takılı traktörüyle köyden Şiran'a gitmek üzere çıkıyor. Yolda römorkunu düşürüyor ve haberi olmuyor. Şiran a varışta traktörünü bir yerde durduruyor ve diğer işlerini görmeye gidiyor. Traktörünün yanına geriye döndüğü zaman traktörünü bir türlü bulamıyor. Köylülerinin de yardımına başvuruyor. Köylülerinden biri işte senin traktörün bu diyor. Rahmetli ise;
“Ama benim traktörümün römorku da vardı” diyor ve sonra işin farkına varıyorlar..


SOĞUK BEDAVA

      Şiran Telme Köyü’nden Ahmet AYDIN gurbete gidiyor. Bir süre gurbette kaldıktan sonra köye dönüyor. Amcası Fazlı AYDIN (Allah rahmet eylesin)
"Ahmet gurbette sıcak (somun) veriyorlar mı?" diye soruyor. Yeğeni Ahmet ise şu cevabı veriyor;
"Hayır emmi, sıcak vermiyorlar ama soğuk bedava ve istediğin kadar var".


KALDURUMA MI ÇIHAM?

İhram giymiş bir Kelkitli kadın yolun tam ortasından yürüyor. Arkadan bir otomobil geliyor ve acı acı kornaya basıyor ama kadın oralı bile değil. Bir iki derken üçüncü korna sesinde kadın geriye dönüyor ve otomobilin şoförüne şöyle diyor;
“Vışş, neydem ki, kalduruma mı çıham?”


AYI

Çok eski zamanların birinde Trabzonlu avcılar Gümüşhane’nin bir köyüne kadar gelirler. Arabayı durdurarak oradan geçmekte olan Süleyman Amcaya seslenirler;
“Emmi buralarda ayı en çok hangi muhitte bulunur? Süleyman Dayı çok mukallit bir adamdır ve kıs kıs gülerek avcılara doğru seslenir;
“Habu köprüyü göriy misen, bu köprüyü geçtikten sonra önüne gelene sık mermiyi” der

YOL TARİFİ

Kırıklı Köyü’nün orada arabanın biri yol ayrımında duruyor. Orada bulunan Uğur’a seslenirler;
“Hemşerim, bu yolların hangisi Kelkit’e gider?” Uğur şöyle bir kafasını kaşır ve arabadakiler der;
“Verin oradan bana bir paket sigara söyleyeyim,” der. Arabadakiler hemen bir paket sigara uzatırlar Uğur’a. Ve tekrar sorarlar;
“Eee söyle bakalım, hangisi Kelkit’e gider bu yolların?” Uğur bu sefer pişkin pişkin gülerek her iki yolu gösterir ve;
“Buradan da gider, buradan da gider” der.


DERİN UYKU

Kovlu Ünal Adana’dan arabasına karpuz yükler İstanbul’a doğru yola çıkar. Öyle bir uyku bastırır ki en yakın bir dinlenme tesisinde 2 saatlik bir uykuya dalar. Ve tam iki gün deliksiz bir uyku uyur. Uyanır ve lokantada yemek yemeye gelir. Yan masada ki bir konuşmaya kulak misafiri olur. Yan masadakilerden biri diğerine;
“Yahu arkadaş bugün ayı kaçı der?” O da;
“Bugün ayın 22 si” der. Diğeri de;
“Yok arkadaş bugün ayın 23 ü” deyince Kovlu Ünal dayanamaz ve masadan seslenir;
“Etmeyin arkadaşlar bugün ayın 20 si” der. Bu arada garson Ünal’a dönerek;
“Yapma be abi o tarih sen uyumadan önceydi. Tam iki gündür uyuyorsun” der.  


KIRAN KIRANA MAÇ

Kocayokuş Köylüleri ile Trabzonlular Kale’de ezeli bir maç oynamaya başlar. Her iki tarafta iyi hazırlanmıştır. Maçın bir bölümünde Kocayokuş takımından birisi sakatlanır. Yedek oyuncusu da bulunmayan Kocayokuşlular kenarda duran 50 küsur yaşındaki Naci ZOR’U zor bela maça alırlar. Naci Ağabey ayağına daha top değmeden öylesi bir tekme yer ki acı ile yere yığılır. Hemen iki kişi onu karga tulumba dışarı çıkarırlarken Naci ağabey ağlamaklı bir sesle;
“Ulan Allah belayızı versin, sanki ben size gol mü atacaydım” diye bağırır.


SEL GÖTÜRİYİ

Belediye araçları kentte toz kalmasın diye caddeleri ıslatma operasyonu yapıyor. Zafer Meydanı'nda Salı Pazarı kurulduğundan, haliyle araçlar burayı "pas" geçiyor. O gün köyden pazara gelen Dursun Ali, pazar yerinden bir alttaki Cumhuriyet Caddesi'ne inince gözleri faltaşı gibi oluyor. Ellerini açıp dua etmeye başlıyor:
"Allahım, adına gurban oliim, sana inanmayanlar kafirdir. Öyle yağmur yağdırırsın ki, üst çarşıya damla düşmey, alt çarşıyı sel götüriyi!.."


BENİ BAYBURT’A FAKSLA

Bayburtlunun acil olarak Bayburt’a gitmesi gerekiyormuş. Otobüsü kaçırınca Bayburt’a nasıl giderim diye kara kara düşünüyormuş. Birden gözü bir dükkanın camına takılmış. "İtina ile faks çekilir" yazısını görünce içeri dalmış. Gümüşhaneli olan dükkan sahibi sıkıntılı olduğunu görünce;
“Buyrun beyefendi nasıl yardımcı olabilirim?” diye sormuş. Bayburtlu;
“Emi emi acilen Bayburt’a gitmem lazım. Beni fakslayabilir misin” demiş. Gümüşhaneli;
“Ne demek hemşerim sen Bayburtlu olacaksında ben seni fakslamayacağım öyle mi, otur şu sandalyeye.” Bayburtlu dünden razı oturmuş. Bu arada Gümüşhaneli prize fişi takmış, çıplak kablo uçlarını Bayburtlunun eline tutuşturmuş. Tabii 250 voltluk elektriği alınca Bayburtlu bir yandan titremeye bir yandan da hareketten dolayı terlemeye başlamış. Canı yanan Bayburtlu;
“Emi şu an nerdeyiz?” diye sormuş. Gümüşhaneli;
“Erzincan dağını geçiyoruz” demiş. İyice canı yanan Bayburtlu;
“Sağ olasan Emi, beni burada indir. Burdan oyanı dolmuşla giderim” demiş.


BİZ NE VERECEYÜK

           Gümüşhaneli celep Gümüşhane mal pazarında inek alacak. Satıcının elini hem sallar ve hem de söyler;
    “Hele de bahah, malıyın gaça satırsan?”
    “Altı yüz gayme verecesen.” Bunun üzerine celep satıcının kolunu iyice bir salladıktan sonra lafı gediğine koyar;
    “ Sen hele bi beş yüz de bahah, biz ne vereceyük.”   


BAŞKA GÖK

Demirören Köyü’nden Muzaffer HAYAL  çobanlık yaparken, koyunlarını hiç Büyükdağ’ın üzerine götürmez. Gel zaman git zaman Muzaffer’e sorarlar;
        “Neden koyunları Büyükdağ’ın üzerine götürmüyorsun, oranın otları daha güzel” derler. Muzaffer tüm çocukluğunun  saflığıyla köylülere dönerek;
        “Yok agam, oranın göğü bir başka renkte” der.


KALU BELA
         Köyümüzün eski hocalarından Ahmet HAYAL yüzlerce insanımıza Kuran, hadis, ilmihal dersleri vermiştir. Eski köy odalarında mindere bağdaş kuran çocuklar önlerinde Elif- Ba ile hocayı dinlerlerdi.  Hoca Ahmet dersin birinde Elvan’a bir iki değnek vurur. Dayaktan sonra Ahmet Hoca Elvan’a sorar;
“Söyle bakayım Elvan, Kalu bela ne demektir?” Yediği değneğin acısı henüz geçmemiş olan Elvan; Hoca Ahmet’e dönerek;
“Kalu Allah, belada sensin” der ve kaçar.


ŞEYTAN KAÇSIN
        Hoca Ahmet odalarından birinde köyün çocuklarına ve gençlerine Kuran dersleri veriyor. Yaşar Oğuz sebeplerin birisinden dolayı değneği yer ve kaçar. Hoca Ahmet derse devam etmektedir. Yaşar Oğuz o sinirle çayırlara iniyor ve çakısıyla bir kamış kesiyor, düdük yapıp tuluma geçiriyor. Elinde tulumu ile tam Hoca’nın karşısında bacaya çıkıyor.
    Odada çocuklar Hoca’nın duasını dinliyor ve her duanın ardından amin diyor. Her amin sonrası Yaşar Oğuz’da tulumu çalıyor. Bu böyle bir süre gidiyor ve en sonunda dayanamayan Hoca Ahmet çocuklara dönüyor;
“Ula uşaklar kuvvetli amin deyin habu şeytan kaçsın, der.
“Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır”


KES KES YE

    Demirörenli Elvan Hayal Arduçlu İsmail’in kızı Sabire’yi sever ve istemeye adam gönderilir. Sabire’nin babası İsmail Elvan’ı tanımak için Gıramos’un ardından Demirören Köyü’ne gelir. Tevafuk bu ya Elvan yolun üzerinde çalışmaktadır. İsmail Amca Elvan’ı tanımaz ve selam verir. Selamdan sonra Elvan’a sorar;
“Yahu delikanlı, sizin bu köyde Elvan diye birisi varmış, nasıl adamdır” diye sorar. Elvan hiç istifini bozmadan doğrulur ve İsmail Amca’ya;
“Elvan mı, nasıl deyim emmi, ekmek gibi uşah, kes kes ye” der.


HAMSİCİ 

Demirören Köyü’nden Ali Osman Trabzon’da el arabası ile limandan 10 kasa hamsi alır ve Arafilboyu denilen mahallede satmaya başlar. Hamsiyi on liradan satarken, yukarıdan başka bir hamsici, hamsi 8 lira diyerek gelmektedir. Bunu gören Ali Osman Emmi;
“Hamsi, hamsi, 7 lira” diye bağırır.  Diğer hamsici de fiyatı 6 liraya çeker ve bunlar başlarlar kapışmaya. En son Ali Osman Emmi 5 liraya düşünce, diğer hamsici;
“Hamsi, 4 liraya” diye bağırmaya başlar. Daha fazla dayanamayan Ali Osman Emmi kiloluğu kaptığı gibi hamsiciyi hem kovalar ve hem de bağırır;
“ Ulan itovlu it, hamsi bende bedava!”


MEYVALANDIK

İki Bayburtlu Gümüşhane’de gezerken canları meyve yemek ister ve bir ceviz ağacı görürler. Hemen ağaca çıkarlar ve yiyebildikleri kadar cevizi yeşil kabuklarıyla yer, cevizini aşağıya atarlar. Aşağıya inerler. İçlerinden biri diğerine;
“Olsun gardaş, acı macı emme meyvalandık” der. 


ELMALAR

Bayburtluların ağır ceza mahkemeleri Gümüşhane’de görülüyor. Bir grup Bayburtlu Gümüşhane’ye gelirken Halgent’te elma ağaçlarını görünce dayanamazlar ve toplamaya başlarlar. Elmaların ve bağın sahibi Gümüşhaneli evin penceresinden kafasını uzatarak Bayburtlulara seslenir;
“Ula neydiysiz orada?” Bayburtlulardan biri tam dalından koparmak üzere elma elinde sesin geldiği yere doğru bakar ve;
“Valla agabegi, bahtıh ki almalar yere dökülmüş, bizde yerine tahıyruh” der.



NE ETTİ?

Gümüşhane’de yaz mevsiminde amatör maçları Milli İnkilap Stadı’nda oynuyor. Gümüşhane YSE Spor Kelkit Gençlerbirliği futbol takımını 3-0 yenmiş. Kelkit’e dönerlerken Pirahmet Köyü’nde gördükleri elmaları yolmaya ve dökmeye başlarlar. Bu ara Kelkit Gençlerbirliği Takımı kaptanı Haluk İNCİ arkadaşlarına dönerek şöyle der;
“Ula Gümüşhaneliler bize etti, etti. Habu elmalar bize ne etti?“ 


İTE KÖPEĞE ATACAM

Gümüşhane’nin köylerinden birinde birisi tanıdık bir köylü dostuna misafirliğe gidiyor. Köylü ev sahibi izzet ikramda bulunuyor. Yemekten sonra misafirin önüne bir kalbur elma koyuyor. Bu kadar çok ikramdan mahcup olan misafir:
“Aga ne zehmet ettin, bunlara ne lüzum vardi” der. Ağa da:
“Ne zehmeti begefendi, sen yemesen ite köpege atacam!”



SAHİPSİZ MEMLEKET

Köse ilçesinde kahvehanenin önünde bir gurup oturup sohbet etmektedir.  Çaylar içilmekte, memleket ahvalinden bahsedilmektedir. Hava güneşlidir, dışarıda oturmak için ortam müsaittir. Kısa bir süre sonra hava kararır, yağmur yağmaya başlar. Sandalyelerini alan grup içeri girer. Biraz sonra dolu yağmaya başlar, kaldırım taşlarının kenarlarında dolu taneleri birikir. Saatler biraz daha ilerleyince hava tekrar açılır. Güneş yüzünü gösterir. İçlerinden birisi:
“Şu hale bak bir günde üç mevsim yaşıyoruz, biraz önce yağmur, dolu, şimdi güneş...” Arkadaşı cevap verir:
“Sahipsiz memleket işte, kar da yağar, dolu da.” 


ZURNACI

Gümüşhane esnafının yakınen tanıdığı Akisar Köyü’nden Rahmetli Faik Ülker nüktedan ve renkli bir şahsiyetti. Bir keresinde Gümüşhane’nin Kurtuluşu’nda zurnacı orta yerde zurnasını çalarken zurnacının yanına yaklaşır, zurnacının kıçını göstererek ve protokolde bulunan valiye ve oradaki devlet erkânına seslenir;
“Vali Bey, vali bey, bunun neresini dinliyorsunuz, bakın bu hava kaçırıyor” der.


DEMEDİM Mİ?

Torullu Hadi, tanıdıkların söylediğine göre askerde başından geçen bir kazadan dolayı sıhhatli karar veremez; ancak çok zeki bir insandır. Bu yüzden halk arasında Deli Hâdi olarak bilinir. Vali Bey ve devlet erkânı bir gün caddede gezerken Hâdi arkadan yaklaşır ve yüksek sesle:
“Şimdi Vali Bey bilse ki Hadi’nin parası yok çıkarıp on lira verir.” Vali Bey döner bakar ki konuşan Hâdi’dir. Çıkarıp on lira verir. Hâdi hemen ekler:
“Bakın ben size demedim mi?”


GOCAGARİ

    Gümüşhane köylerinin birinde gocagarinin biri;
“Allah gısmet etse de Abrilin beşinde yayliya çıhacım, etmese de” demiş. Güni gelmiş, gatmış davarları önüne, cangur cungur getmiş yayliya. Getmiş ama ne baharsın, bir kar, bir fırtına bastırmış ki hafezanallah. Netsin gocağarı. Devürmüş süt kazanını, girmiş altına. Orada buymuş (donmuş) kalmış. Ya sen misen “Allah gısmet etse de, etmese de diyen. Allah işte böyle eder adamı. 



HEYBE

Gümüşhane Örenler Köyü’nden birisi eşeğine vurmuş semeri çayırına gidiyor. Tam dereyi geçerken heybe semerin üzerinden suya düşüyor. Paçalarını sıvayan köylü derede heybesini aramaya başlıyor. Oradan geçmekte olan bir başka köylü ona sesleniyor;
“Hayırdır emmi, ne arıyorsun derede?” der. Emminin dili sürçer ve başını kaldırmadan şöyle der;
“Bakıyram ki heybem suya takıldı mı?”


BOLAMAN TÜNELİ

Örenler Köyü’nden bir dede ve oğlu uçakla Trabzon’a geliyorlar. Dede ilk defa uçağa biniyor. Trabzon havaalanından otogara gelirler ve orada Yeşil Gümüşhane’nin minibüsüne binerler. Araba Erzurum yoluna döndüğü zaman bizim dede yanında oturan oğluna dönerek;
“Yahu evladım, biz habu Bolaman tünellerinden ne zaman geçtik?” der.


ZİYAN OLMASIN

Örenler Köyü’nde kalp hastası bir yaşlı amcamız vefat eder. Cenaze defnedildikten sonra eve taziyeye gelen gidenler olur. Bu arada dedenin hanımı teyze elinde orta boy bir poşetle odaya girer. Orada bulunan köylülere dönerek;
“Ha şunlar dedenin kalp ilaçları. Bunları alın kullanın da ziyan olmasın” der. 


ELLERİMLE YİYECEĞİM

Gümüşhane Belediye Başkanı Rahmetli Sebahattin AYTAÇ  iki üç kişilik ekibiyle İzmir’e belediyeye araç almak için giderler. Öğle vakti acıkırlar ve bir lokantaya girerler. Rahmetli Sebahattin AYTAÇ yanındakiler dönerek;
“Bana bakın sakın burada bana başkanım falan demeyin. Tavuk ısmarladım ellerimle yiyeceğim ha!” der.


FENER CİMBOM
(Bunu bizzat yaşadım)

2003 senesi Gümüşhane Kocayokuş Köyü’nde öğretmenim. Hafta sonu Galatasaray Fenerbahçe derbisi var. Ben Trabzonspor taraftarıyım ama değişiklik olsun diye maça gidiyorum. Akçahisar Köyü hanlarında maçı seyrediyoruz. Önde oturan bir vatandaş hemen hemen her pozisyonunda basıyor küfürü. Maçı izlemek imkansız herkes rahatsız oluyor. Ama kimse bir şey demiyor. Adam son bir küfür daha edince yanımdaki köylü dükkan sahibini çağırıyor ve kulağına bir şeyler mırıldanıyor. Dükkan sahibi küfreden vatandaşın yanına giderek kulağına sessizce bir şeyler diyor.  Adam şöyle bir arkasına dönüyor ve yüksek sesle;
“Vıyy, hem para veriyrük, hem de bırahmıylar ki sögek (küfredelim)!” 



O BİZİM CAMİ Mİ?

Gümüşhane’nin küçük köylerinden birinde iki mahalle ve tabi ki iki de camisi var. Ve mahalleler arasında ufak bir küskünlük var. Köy muhtarı oğlu ile kapısının önünde öğle ezanının okunmasını bekliyorlar. Derken aşağı mahallenin camisinden ezan sesi duyulur duyulmaz muhtarın oğlu;
“Allah celle celalühü” der. Bunu duyan babası oğlunun ensesine kuvvetli bir şamar atar ve;
“Ulan deyyusun oğlu, o bizim camiinin ezanı mı ki sen selavat getiriyorsun?” der. 


SOBA

Sene 1997. Gümüşhane Kürtün Kırgeriş Köyü Mindizli Mahallesi’nde öğretmenim. Havalar soğuk sobayı yakmışım. Teneffüste müdür odasında gelen evrakları kaydediyorum.  Üçüncü sınıftan Soner GÜLDAL büyük bir heyecanla nefes nefese odama girdi.
“Öğretmenim! Soba kaçtı (söndü)” der demez ben öğrencimin ne demek istediğini anladım ve;
“Koş oğlum peşinden, fazla uzağa gitmiş olamaz” dedim. Soner’in yüzündeki şaşkın ifadeyi hala unutamam.  



KELKİTLİ

Kıyamet kopmuş mizan terazi kurulmuş herkes dünyada yaşadığı hayatın hesabını veriyormuş. Sıra iki Kelkitliye gelmiş. Sual Meleği birincisine sormuş;
“Anlat bakalım hayatın nasıl geçti?” Kelkitli emice:
“Hangi birini anlatayım bilmem ki ben dünyada bir Kelkitliyle evlendim hayatım boyunca çekmediğim çile kalmadı demiş.” Melek birinci Kelkitliye:
“Sen zaten dünyada cezanı çekmişsin, hadi gir cennete” demiş.
Sıra ikinci Kelkitliye gelmiş ona da aynı soruyu sormuşlar. O da önceki Kelkitlinin taktiğini uygulayıp:
“Sormayın” demiş “ben de dünyada iki Kelkitli ile evliydim. Anamdan emdiğim süt burnumdan geldi, hayatım zindan oldu” diyerek kendini acındırmış. Bunun üzerine sorgu meleği zebanilere:
“Atın bunu cehenneme. Bu zaten dünyada cehenneme alışmış.”


SÖKMENLİYSEN BAŞ KÖŞEYE

Kelkit Sökmen köyü çok misafirperver bir köydür. Çok eskilerden köy odasına bir misafir gelir. Bu misafire hoş beş edildikten sonra, misafir köy odasının baş köşesine oturtturulur. Ancak içeri giren kim olursa olsun, ona da baş köşede yer verilir. Odaya sürekli olarak köy halkından gelenler olur. Her gelen baş köşeye oturtulur. Oturma düzeni böyle devam edince, misafir döne döne giriş kapısının önüne yaklaşır. Belli etmeden kızar. O sırada kapı çalınır. Aslında kapı çalınmaz, öyle anlaşılır. Misafir kapıyı açınca, kapıda bir köpek görülür. Misafir şöyle der:
“Eğer sen de Sökmenliysen, sen de baş köşeye. Bu söz o günden bu yana söylenmektedir. Sökmenliysen, baş köşeye.”

İSTEYENE GÖRE

    Ziganalı İbrahim, bir bayram günü kemençesiyle köyün mezarlığına gider. Yakınlarına duasını okuduktan sonra başlar kemençe çalıp söylemeye. Kemençe sesini duyan köylüler İbrahim'e kızarlar.
    “Ula İbrahim, delirdin mi? Mezarlukta kemençe çalınır mı? Günahtur da. Kes kemeneyi. Deyince, İbrahim kızar ve karşılık verir:
    “Hoş burada yatanlar hep dua mı isteyi, dua  isteyenler var, kemençe de isteyenler var. Dua isteyenlere dua ettum, kemençe isteyenlere de kemençe çalayırum” 


EN ZENGİN İLİMİZ

    Temel Dursun’a sormuş;
    “Ula Temel hele söyle bakayım, Türkiye’nin en zengin ili neresidir? Temel:
    “Bence İzmir’dir” demiş. Dursun:
    “Hayır.” Temel:
    “Ankara o zaman.” Dursun:
    “Hayır o da değil.” Temel:
    “İzmir değil, Ankara değil o zaman hangi ildir?
Dursun:
    “Hele bunda bilmeyecek ne var. Tabi ki Gümüşhane’dir.



SIRITIYSAN

    Gümüşhane İkisu Köyü’nde kavak dereye düşmesin diye kavağı eşeğin semerine bağlıyorlar. Ve kavak büyük bir gürültüyle dereye yuvarlanırken, eşeği de o hızla karşı ki yamaca fırlatır. Eşek sırtüstü, dişlerinin tamamı da dışarıda poz vermiş yatıyor. Eşeğin sahibi yanına varıyor ve;
    “Utanmıyorsun değil mi, bir de dişleriyin gösterip sırıtıysan” der.



TAVŞAN

    Övündü (Punpulak) Köyünde tavşan yakalıyorlar ve kaçmasın diye köy harmanına koyuyorlar. Kaçmasın diye de önünü ve arkasını boyundurukla kapatıyorlar. Tabi ki tavşan fırlayıp kaçıyor. Köylüler durumu görünce başlıyorlar tartışmaya “Bu tavşan nereden ve nasıl kaçtı” diye. İçlerinden en akıllı birisi boyunduruğun deliğini göstererek;
    “Yahu arkadaşlar habu tavşan boyunduruğun deliğinden kaçmış olmasın?” der. 


KARA ÖKÜZ

    Kürtün Uluköylü Hasan Uslu Hasan son derece mukallit bir adamdır. Günün birinde bunun iki malı kayboluyor.  Eşi bayağı üzgün dövünüp duruyor. Hasan amca eşini karşısına alır ve sorar;
    “Hanım neden üzülüyon?” hanımı da;
    “Görmüyor musun bey iki hayvanım kayboldu.” Hasan Amca tekrar sorar;
    “Bu malların yanında başka bir hayvan yok muydu?” hanımı bu sefer;
    “Bizim kara öküzde yanındaydı bey” der. Hasan Uslu Hasan Amca bu sefer gülerek;
    “O zaman kara öküze sorsana, o nereye gittiğini bilir” der.


BEŞ  BEŞİN KAÇ?

Bir gün Gümüşhane Valisi Torullu Hâdi’ye sorar:
“Hâdi! Beş beşin kaç eder?” Hâdi hemen cevaplar:
“Yirmi beş eder sayın valim.” Vali Bey:
“Yanlış Hâdi! beş beşin yirmi eder.” der.  Hâdi bu sefer de:
“Sayın Valim aslında yirmi beş eder; ama koskoca bir valinin hatırına yirmi olsun.” der.

SÜZGEÇLİ TORBA

Bir gün Torullu Hadi su içirmek için atı suya çeker; fakat torbayı atın başından çıkarmaz. Görenler Hadi’ye söylenirler:
“Hadi torbayı atın başından çıkar da su içsin. Hadi de der ki:
“Siz çayı süzerek içiyorsunuz da at neden süzmeden içsin, ağzına kum gitmesin diye böyle yapıyorum” der.


DÖLEKLİNİN GUDULARI

Gümüşhane Dölekli arabasına gudu (güveç) yüklemiş Bayburt’a satmaya götürüyor. Vauk Dağı civarında araba devrilir ve dölekli son nefesini vermektedir. Hemen ellerini açar ve Allah’a dua etmeye başlar;
“Yarabbim bir araba dolusu gudu ile huzuruna geliyorum” der.



PÖH MÜ, ÖH MÜ?

Gümüşhane Çayırardı Köyü’nde Bayram eşeğinin üstüne biner ve dörtnala koşturmaya başlar. İsmail’e der ki;
    “Sen şu çalılıkların arkasına saklan, ben eşekle tam oraya geldiğim zaman sen çalıların arkasından kuvvetle PÖÖH! de, eşek daha da hızlansın.” İsmail denileni yapar ve çalıların ardına gizlenir. Eşek tam yanına vardığında çalıların arkasından kuvvetle ÖHH! der ve eşek ürkerek üstündeki Bayram’ı fırlatır. Bayram düştüğü yerde ağlamaklı bir sesle İsmail’e çıkışır.
    “Ulan ben sana PÖHH diyeceksin demedim mi?” der. 



İNDİN ZANNETTİM


    Bayburtlu ile Gümüşhaneli Trabzon Havaalanında tanışırlar ve İstanbul uçağına binerler. Bayburtlu arkada Gümüşhaneli önde koltuklarına otururlar. Ve uçak havalanır. Bir müddet sonra Gümüşhaneli lavaboya gider. Bayburtluda Gümüşhanelinin koltuğuna geçer oturur. Derken Gümüşhaneli lavabodan döner. Bir de bakar ki Bayburtlu koltuğuna yerleşmiş. Ona dönerek;
    “Hayrola hemşerim neden benim yerime geçtin” deyince Bayburtlu;
    “Yahu hemşerim kusura kalma, ben seni indin zannettim” der.


NE OKUYACAN?

Kocayokuş (Tarhanas) Köyü’nde Hüküm Emmi namaz kılıyor. Yanında bir başka Tarhanaslı var. Hüküm Emmi birazda sesli okuyunca ne dediği herkes tarafından duyuluyor tabi ki.  Hüküm Emmi Elhamın peşinden Felak ve Nas sürelerini ardı ardına okur. Rüku ve secdeye giderken yanındaki namazı bozar. Hüküm Emmiye seslenir;
“Ha hepsini yukardayken bitirdin, şimdi bakayım ayağa kalkınca ne okuyacan?” der.

PAŞA AKÇAY VE KÖFTELER

Paşa AKÇAY Gümüşhane için çok değerli bir şahsiyettir. Hoşsohbet ve nüktedan bir kişilik sahibidir. Bir gün köfte yemek için Osman Şimşek Usta’nın dükkanına gider ve;
“Osman Usta; ne kadar köften varsa pişir, az sonra misafirlerim gelecek” der. Köfteci Osman Usta dolabında ki 40 köfteyi pişirir. Rahmetli köftelerin tamamını yer. Köfteciye dönerek;
“Başka köften yok mu, misafirlerim gelseydi ne yiyecekti? Der. Köfteci rahmetliyi çok iyi tanır tabi. Paşa Akçay’a dönerek;
“Ben misafirlerinin gelmeyeceğini biliyordum zaten” der.


SERVET

Fayık Emmi emektarı 61 AN 140 İngiliz BMC Austin’i Sobran’a çekmiş çay molası veriyor. Tabakadan çıkarıyor sarıyor bir sigara tam dudağına götürecek Sobranlı Kibritçi Ahmet dönüyor Fayık Emmi’ye ve bir dal sigara istiyor. Fayık Emmi yeni sardığı sigarayı uzatıyor. Kibritçi Ahmet sigarayı görünce burun kıvırıyor ve;
“Kusura kalma Fayık Emmi o beni öksürtüyor, ben Marlbora’dan aşağı içmem” der demez Rahmetli Fayık Emmi lafı gediğine oturtuyor;
“Ulan! Senin servetin kadar benim kapımda poh (tezek) var” diyor. Kahvenin önündekiler yerlere yatıyorlar gülmekten.



SAYIN KÖY KAMYONU

Kör Fayık Emmi Salı günü Gümüşhane’ye iner. Yıllara meydan okuyan emektarını Salıpazarındaki yerine doğru çekmek için yokuşa vuruyor. Tabi her zamanki gibi yolda trafik vardır.  Az ilerde de trafik polisi arabasını çekmiş kenara elinde mikrofon, üstte megafon arabalara yön veriyor. Tabi ki bizim Fayık Emmi’yle muhabbetleri de çok iyi. Derken Fayık Emmi’nin arabası yolu tıkamış ne aşağı nede yukarı gidemiyor, trafik kitlenmiş. Trafik polisi durur mu arabanın megafonundan bağırıyor Fayık Emmi’ye;
“Sayın köy kamyonu, sayın köy kamyonu, lütfen kamyonunuzu yolun ortasından çekin, yolu tıkamayın sayın köy kamyonu!” Diye bağırıyor. Zaten canı burnunda Fayık Emmi arabanın camından başını uzatıyor, polis arabasına doğru;
“Ne var be kardeşim, görmüyor musun şaaptığımın trafiğini, kabak gibi kaldık anasını satayım orta yerde” diye bağırıyor. Polisler muzip ya hem gülüyorlar ve hem de mikrofon elindeki polis son noktayı koyuyor;
“Lütfen küfür etmeyelim sayın köy kamyonu, küfür yok, lütfen kibar olun sayın köy kamyonu”  



EMNİYET KEMERİ

Rahmetli Kör Fayık Emmi Gümüşhane Devlet karayolunda seyir halindedir. Onu çok iyi tanıyan Trafik Polisleri durdururlar. Ehliyet ve ruhsata bakarlar. Her şey tamamdır. İş olsun ve Fayık emmiyi kızdırmak için;
“Hani senin emniyet kemerin nerede? Diye sorarlar. Fayık Emmi bir La havla çeker ve polislere dönerek;
“O ne işe yarar ki? Der. Polisler de;
“Seni kazalardan koruyacak” der demez Fayık Emmi arka taraftan bir kem (Ot bağı) alır ve kendini koltuğa bağlar. Polislere de dönerek;
“Aha benim emniyet kemerim nasıl begendiz mi? der.


DAMATLIK

    Yılmaz Ürkmez’in düğünü vardı. Damatlık iyi bir takım elbise almıştı. Gıcık (Gılık) Aydın’ın annesi elbiseyi ütületmek için Aydın’la kızına göndermiş. Aydın elbise elinde çarşıya kadar inmiş. Aydın’ı gören Terzi Rahmetli Keke Nuri Dayı zannetmiş ki birisi hayrına Aydın’a elbise vermiş. Aydın’ın elinden elbiseyi alarak kesmiş, biçmiş ve Aydın’a göre tekrar dikmiş. Elbiseyi giyinen Aydın çarşıda dolaşırken Yılmaz onu görmüş ve başlamış bağırmaya.
“Ulan bu benim damatlık elbisem senin sırtında ne arıyor” demiş. Eve varınca işin aslını öğrenmiş ama boşuna.


KARTOLLAR

Pirahmet Köyü’nde okuldan çıkan Süleyman öğle yemeğine eve gelir. Evdekiler bağda bahçededir. Süleyman haşlanmış patateslerden bir iki tane yer birazda koynuna doldurarak tekrar okula döner. Derse geç kaldığından öğretmen bir tokat atar. Tokatla sendeleyen Süleyman’ın koynundan patates yere düşer. Öğretmen bir tokat daha atar, gene patataes düşer. Öğretmen üçüncü tokada hazırlanırken Süleyman öğretmenine döner ve;
“Öğretmenim daha vurma kartollarım (patates) döküliy” der.



LAMBA

Gümüşhane Duymadık Köyü’nden yaşlıca bir kadın ilk defa Trabzon’a kızının yanına gidiyor. Kızı annesini yediriyor, içiriyor akşam olanda yatağını hazırlıyor ve lambayı açık bırakarak dışarı çıkıyor. Sabah olunca kız anasının odasına girer, annesi yatağın ortasında gözleri kan çanağı olmuş oturuyor.
“Hayrola gız ana, ne bu halin?” der. Anası kızına sinirli sinirli bakar ve açık kalmış lambayı göstererek bağırır;
“Öllüyün koru, başımdan aşağı habu ateşi yaktın, akşamdan bu yana üfleyrem üfleyrem sönmey”   



SAĞLIK OCAĞI

Ayı köye kadar inmiş; bizim evliyalar diyarı şıhlılıların fındığından darısına, balından peteğine neleri varsa talan etmiş, tabi bizde onlara komşuyuz ayırım yapmıyor ayı;  aynı olay bizim başımıza da geliyor. Zaman gelir bizim Şıhlılı kardeşlerimiz ayı avına çıkarlar. Epeyce bir uğraştıktan sonra ayıyı kıstırırlar. Ama ayı inatçı, yaralı kurtulur ellerinden ve tüm gücüyle son bir hamleyle bize doğru (Törnük) kaçar. Dermanı kalmaz milletin, yorgun düşerler ve tarlasında çalışan Törnüklü Rüstem Yayla’ya bağırırlar.
“Urooo. Biz ayıyı yaraladuk size doğru geliyeeee. Sesi duyan Törnüklü Rüstem Yayla lafı gediğine koyar ve bağırır. .
“Uraaa... Öldürsenize ayıyı. Burada sağlık ocağı mı var?”



AMELİYAT

Kürtün Günyüzü (Törnüklü) Şaban Emi bir çarşamba günü Uluköy (Kürtün)'e gider. Gitmişken Sağlık Ocağı’na da uğrayayım da ilaçlarımı yazdırayım der. Sağlık ocağı ana baba günü gibidir. Ne idelim varıp gavede oturacağına bekleyelim de gelmişken ilaçlarımızı yazdıralım, işimizi de görmüş olalım der Şaban Emi.
Epeyce bekler Şaban emi sıra ona gelene kadar. Sıra ona gelmiştir artık. Doktorun kapısının dibinde beklemektedir. Çıkan hastadan sonra hemen o girecek...! Girecek ama arkadan birisi acele acele kapının dibine yaklaşır, bu sırada içerdeki hastada içerden çıkmaktadır, arkadan gelen uyanık hemen atlar ve derki;
“Emice ben muayene olmiyecem, bi ilaç yazdırıp hemen çıkacam. Törnüklü Şaban Emim saatlerdir sırada beklemiş, sıra tam ona geldiği sırada gelişen bu olay canını oldukça sıkmıştır, soluğu burnundan almaktadır ve o tarihe geçecek cevabı yapıştırır;
“Geç şöyle sırana. Bizde bi ilaç yazdırup çıkacuukk, ameliyat olucak değilük ee..!” der.



SEN Mİ YARATTUN?

    Gümüşhane esnafından Metin UÇAR’IN Bilkent Üniversitesi’nden sınıf arkadaşı Senegallı Muhammedov (Zenci) ile kolkola Gümüşhane Cumhuriyet Caddesi’nde geziyorlar. Senegalli Muhammedov’u gören kara çarşaflı bir teyze hem şaşırır ve hem de yüksek sesle şöyle der;
    “ Uy Allah’um habunu da sen mi yarattın?” der

ABDEST

Kürtün Kırgeriş Köyü’nde köylünün biri Cuma günü tarlasında çift sürerken ezan okunmaya başlar. Alelacele abdest almaya koşar ama sol ayağını yıkayamadan namaza yetişir. Namaz kılarken sol ayağı havadadır. Köylülerden biri dayanamaz ve;
“Hayrola emmi, o ayağını neden kaldırıyorsun?” der. Köylü son derece ciddi;
“O ayağımın abdesti yok, o yüzden kaldırıyorum” der.



FARZ MI SÜNNET Mİ?

Kürtün Kırgeriş Köyü’nde cemaat namaza durmuş. Dışarıdan hızla köylünün biri camiye girer. En yakın saftaki vatandaşa sorar;
    “Farzı mı kılıyorsun, sünneti mi?” der. Köylü namazda olduğu için bir şey diyemez. Sorusuna cevap alamayan köylü;
“Allah belayın versin” der ve “Allahuekber” diyerek namaza durur.


İNEĞİN KAFASI

Gümüşhane’nin yukarı köylerinden birinde inek arpa yemek için kafasını küpün içine sokar. Ve kafa küpün içine sıkışır. Köylüler ne yapacaklarına bir türlü karar veremezler ve köyün lafı dinlenen adamına gelir danışırlar. Eti pek seven yaşlı köylü hemen;
“Kesin ineğin kafasını” der. İneğin kafasını keserler. Kafa küpün içindedir. Bu seferde son sözü söyler;
“Hah şimdi küpü kırabilirsiniz” der.

EKLEMLER

Gümüşhane Akçahisar Köyü İlkokulunda öğretmen tahtaya bir öğrenci kaldırır ve sorar;
    “Söyle bakalım evladım, kaç çeşit eklem vardır?”  öğrenci son derece kendinden emin saymaya başlar;
    “Bir gıbıldayan eklemler, iki yarı gıbıldayan eklemler, üç heç gıbıldamayan eklemler”



KUŞBURNU

Bir kuşburnu dalında iki kuşburnu sohbet ediyorlar. Biri diğerine dönerek;
    “Kardeş kıyamet kopuyor” galiba
    “Hayrola, nereden anladın?”
    “Eee, baksana şimdiye kadar hep biz çit oluyorduk, şimdi bizim etrafımıza çit yapıyorlar” der.  


KÖPÜKLÜ KAHVE

Köse kabaktepe (Şurut) Köyü’nün kahvesinde yaşlı bir amcamız kahveciden köpüklü bir kahve ister. Kahveci bir getirmiş amca beğenmemiş. İkincisini yapıp getirmiş ama amca yine geri göndermiş. Üçüncü kahveyi yaparken kahvede oturanlardan biri gelip kahvenin içine tükürmüş. Kahveci bu sefer kahveyi amcaya sunduğunda amca şöyle bir bakmış ve;
    “Hah şimdi tam istediğim gibi olmuş” der.



KOYUN HALİL’İN CINGIRLARI

    Salyazılı Koyun Halil belediye otelinde verilen bir odada yatıp kalkmaktadır. Bir gün Halil’in kapı menteşesini söküp içerisinde çul çaput dolu çuvallarından bir iki tanesini dışarı çıkarıp gizlerler. Koyun Halil uyanıp ta çıngırlarının (çuval) eksik olduğunu fark eder. Dışarı çıkar ve yüksek sesle bağırır;
    “Ulan şerefsizler, benim çıngırlarımlan mı besleniyorsunuz?”   


SATILIK ÖKÜZLER

Kelkit Söğütlü’de gencin biri öküzleri otarmak için alır ve dağa götürür. Ancak bir müddet sonra öküzleri kaybeder. Arar tarar bulamaz ve eve geri döner. Babası sorar;
“Oğlum öküzleri ne yaptın?” Genç üzgündür başı önünde cevap verir;
“Şey baba, kaybettim onları.” Bu sefer baba gülerek;
“Üzülme oğlum, nasıl olsa satacaktık onları” der.



DUYMADIK

Duymadık Köyü muhtarı Alim AYYILDIZ köyün ihtiyaçları için İl Özel İdaresi’ne gider. Köyün isteklerini müdüre bir bir sıralar. Müdür muhtara döner ve;
“Ya muhtar senin köyün adı neydi?” der. Muhtar cevap verir;
“Duymadık müdürüm” der. Bu sefer müdür muhtara gülümseyerek;
“Vallahi muhtarım sen şimdi git, bizde seni duymadık” der. 


GILDIRGIBIÇ NAMAZI

Günyüzü (Törnük) Köyü’nde köylüler Yatsı Namazını 10 rekat kılıyorlarmış. Camii hocasını namazı kısaltması hususunda Torul Müftüsüne yollarlar. Hoca Torul Müftüsünün huzuruna çıkar ve;
“Sayın müftüm, cemaatim Yatsı namazının uzunluğundan şikayetçi, kısaltmamız mümkün mü?”der. Müftü hocaya sorar;
“Siz kaç rekat kılıyorsunuz?” der. Hoca da;
“10 rekat efendim” deyince müftü kızar;
“Siz yanlış kılıyorsunuz, en sonda üç rekatta vitir vacip namazı kılmanız gerekiyor” der. Hoca düşer yola geri döner. Köy yolunda düşer yuvarlanır, müftünün sözlerini unutur. Köylüler merak içinde köyün girişinde hocayı beklerler. Hep birden;
“Ne oldu hoca, müftü indirdi mi, indirdi mi?” diye bağırınca canı yanan hoca şöyle der;
“Ne indirmesi, üç rekatta GILDIRGIBIÇ namazı bindirdi” der.



GELDİĞİN YERE

Vatandaşın birinin bir gün yolu Yağmurdere’ye düşer. Yüzüne bakan, hoş geldin diyen yok. Adamın karnı da acıkmıştır. Köylülere dönerek;
“Siz gelen misafirlere böyle mi davranıyorsunuz?” der. Köylülerin yaşlılarından biri cevap verir;
“Evladım burası Yağmurdere, ekmek istersen Allah vere, su istersen aha dere, yok yatmak istersen geldiğin yere”

HAMALILAR

Köylünün birinin yolu Arzular’a (Sobran) düşüyor. Kahvelerin önünde oturmuş. Köylüler hoş sohbet, muhabbet, çay ikramı güzel ama yemek yediren yok. Misafir Sobranlılara dönerek;
“Bana bakın gardaşlar, yemek yedirecekseniz yedirin, yoksa Hamalılar (Sobran’ın mahallesi) kolumu kapıyor” der.


SILIKLAN

Gümüşhane köylülerinden birisi Trabzon’a gidiyor. Yemek yiyecek parası yok. Cebinden sşiyah gözlüklerini çıkarır takar ve kör numarası ile Evin Otel’in önüne oturur, mendil açar. Karşısına bir adam geliyor ve;
“Utanmıyor musun, sapasağlam adamsın, çalışsana” deyince adam;
“Haburaya 50 kuruş vereceksen ver, yok vermeysen sılıklan (kaybol)” der. Bu sefer adam kendisinin polis olduğunu söyleyince bizimkisi pişkin pişkin sırırtır;
“O zaman sen dur hemşerim ben sılıklanayım” der ve kaybolur. 

KILIF

Gümüşhane’nin Soroyna Köyü’nde bir uzun çizme bulmuşlar. Çizmeyi köy meydanına getirmişler ve başlamışlar yorum yapmaya. İçlerinden birisi;
“Bu olsa olsa bir çeşit şapkadır” demiş. Diğer birisi ileri çıkıp;
“Bu kesinlikle bir çeşit alettir” demiş. Ve en sonunda köyün en akıllısı meydana gelmiş ve;
“Ne şapkası, ne aleti, bu resmen kazmanın kılıfıdır” demiş.


HAKEDİŞ

Yağmurdereli müteahhit Habip Artun Konya’da DSİ’YE iş yapar. Varır DSİ’YE hak edişlerini alacak. Diyorlar ona;
“Ne yaptın da hak ediş istiyorsun” derler. O da; “Şunu yaptım, bunu yaptım” der. Çıkarlar işin yapıldığı araziye gelirler. Müdür uzaktaki bir ağacı işaret eder ve Habip Amca’ya döner;
“Kanalları şu ağaca kadar kaz, gel benden hak edişlerini o zaman al” deyince Habip Amca güler;
“Ondan kolay ne var müdürüm” der. Müdür arabasına atlayıp gidince yanında çalışanlara seslenir;
“Ulan çabuk şu ağacı yerinden sökün, haburaya getirin dikin” der.

KÂR

Torullunun biri heyecanla Gümüşhane’de tanıdığı bir esnaf arkadaşının yanına gelir.
“Çabuk bana 100 lira ver, çok kârlı bir yere yatıracağım, sende kâr edeceksin” der. Esnaf arkadaş şöyle bir düşünür ve çıkarır cebinden arkadaşına 10 lira uzatır ve;
“Sen al şu 10 lirayı, ben 90 lira kâr edeyim olmaz mı?”diye cevap verir.


KAYTAN BIYIK

Gümüşhane’de Kır Ahmet adlı birisi vefat eder. Hanımı bir yandan ağlıyor, bir yandan da ölen eşinin ardından methiyeler diziyor;
“Servi boylum, yiğidim, aslanım, kaytan bıyıklım” derken sesi sözü duyan komşu kadın;
“Kız önceki saydıkların neyse de, habu kocan Kır Ahmet’in kaytan bıyıkları var mıydı?” der.


OY ÇIKMAZ

Zamanın Gümüşhane valisi Selamet partilidir. Yanında daire amirlerinden birkaçı Kelkit’in Alevi köylerinden birini geziyorlar. Muhtar yanlarına varıyor ve hoş geldiniz diyor. Vali muhatara dönerek;
“Söyle bakalım muhtar, bu köyden selamet partisi’ne kaç oy çıkar*”der. Muhtar boynunu büker ve valiye dönerek;
“Valla Sayın Valim, yanlışlıkla da olsa bir oy bile çıkmaz” der.



SECDE

Gümüşhane köylerinden birinde muhalefet vardır ve köy iki mahalleye bölünmüştür. Camide aşağı mahalleden birisinin ilmi fazla olduğundan imamlığa geçer. Başlar namaz kıldırmaya. Yukarı Mahalleden bir yaşlı amca sürekli olarak imamdan önce rükuya ve secdeye gider. Bunu fark eden cemaat namazdan sonra yaşlı amcaya dönerek;
“Emmi yanlış yapıyorsun, namazın kabul olmaz. İmamdan önce rükuya ve secdeye varamazsın” derler.   Yaşlı adam sinirlenerek;
“Ulan oğlum, aşağı mahalliler kim oluyor da ben ondan sonra secdeye varacağım” der.



TARİHİN YALANCISI

Zamanın valisi Veysel DALMAZ yanında İl Kültür Müdür Yardımcısı Temel YALÇIN ve daire amirleri ile Santa Yerleşim yerine gidiyorlar. Temel Yalçın Santa  hakkında vali Veysel Dalmaz’a brifing veriyor. Der ki;
“Sayın Valim, tarihi kaynaklara göre Santa Yerleşim merkezinde 9 mahalle ve 300 civarında ev vardır.” Vali tüm mahalleleri gezmiştir ve bir bir sayar, tam 7 mahalle görür. Temel Yalçın’a döner;
“Temel Bey; iki mahalle nereye gitti, ben göremiyorum” deyince Temel Yalçın cevabı geciktirmez;
“Vallahi Sayın Valim, ben tarihin yalancısıyım” der.


İHALE

Ziganalı Müteahhit Vahit Emmi Köy Hizmetlerinde bir içme suyu ihalesine girer. Gümüşhane’nin çok uzak bir yerinden su getirilecek. Bu ihaleye zarar ederiz diye kimsede girmeye cesaret edemiyor. Tek teklif veren ise Müteahhit Vahit’tir. Vahit gelmiş karşısında ihale komisyonu var. Ve Vahit’in karşısında rakibi de yoktur. İhalede kırma işi başlıyor ve Vahit verilen fiyattan 1 lira kırıyorum diyor. Karşısındaki ihale komisyonu da Vahit Bey’e dönerek;
“Yahu Vahit Aga gel sen şunu 3 yap” deyince Vahit Emmi hiddetle yerinden kalkarak;
“Tamam bu ihale sizde kaldı, ben gidiyorum” der ve ihale komisyon odasından çıkar gider.  


AYI VE ÇOBAN

Gümüşhane köylerinin birinde çoban akşam üzere yaymış olduğu büyükbaş hayvanları toparlayıp köye dönecek. Ama en sondakinin köye dönmeye pek niyeti yoktur. Hafif karanlık çöktüğünden çoban fark edemez ve elindeki çubukla hayvanı dürter. Çubuğu yiyen ayı büyük bir homurtuyla arkasını döner ve bizim gariban çobana okkalı bir şamar yapıştırır.



KAFAMA VUR

Kelkit yolu üzerindeki köylerimizin birinde köylüler kahve önünde oturmuşlar çay içiyorlar. Köyün delisi de tek başına bir masada oturmuş, elinde kocaman sopası çayını yudumluyor. O ara Trabzon plakalı bir araba duruyor ve içinden son derece üzgün bir adam iniyor. Selam veriyor ve bizim delinin masasına oturuyor. Çay geliyor, bir yudum alıyor ve kuvvetli bir “Off!” çekiyor. Bizim deli soruyor;
“Heyırdır emmi, neden of çekirsen?”diye sorar. Adam da;
“Hiç sorma hemşerum, şu elundeki sopayla vur habu deli kafama” der demez bizim deli elindeki sopayı adamın kafasına indiriyor. Adam iki seksen düşüp uzanıyor. Zor ayıltıyorlar


KÖPÜRÜRSEM

Bayburtluya sormuşlar.
“Sen ölünce kemiklerinden sabun yapıp Gümüşhane’ye gönderecekler.” Bayburtlu oturduğu yerden sinirle kalkmış ve;
“Köpürürsem namerdim” demiş.


MEZARLIK

Gümüşhane’nin iki kavgalı köyü var. Yukarı köyden biri aşağı köyden geçiyor. Aşağı köylülerden biride mezarlıkta çalışıyor. Yorulmuş ve iç duvara sırtını dayamış hafif şekerleme yapacak. Yukarı köylü tam mezarlığın yanından geçerken mezarlığa selam veriyor;
“Esselamün Aleyküm ey kabir ehli.” Bunu duyan aşağı köylü ses veriyor;
“Ve Aleyküm selam yukarı köyün delisi”  



AYI ELMA AĞACINDA

Torul’un bir köyünde akşam vakti karanlığında ayının biri elma ağacına tırmanmış elma yiyor. Köylünün biride ağaca tırmanmış alt dalın birinde oturmuş elma yiyecek. Yukarıda ayı eline bir elma almış ay ışığına tutuyor kurtlu mu değil mi diye. Aşağıdaki köylü yukarıda birisi var sanarak yukarıya sesleniyor;
“Ver onu ben yiyeyim” der demez ayı büyük bir homurtu çıkarıyor. Tabiî  bizimki dumur, ağaçtan aşağıya düşüyor.


EKMEĞİN PARASI

    Gümüşhane Yukarı köylülerinden biri Trabzon’da lokantaya gider. Uzun zamandır açtır ve cebinde bir çorba parası bile yoktur. Garsona bir işkembe çorbası getirmesini söyler. Garson çorbayı ve bir sele ekmeği önüne koyar. Bir sele ekmek daha gelir. Ardından bir sele ekmek daha. İyice karnı doyar ve gözlerine renk gelir. Şükür Yarabbi der ve hesap ödemek için kasaya yanaşır.
    “Borcumuz ne kadar hemşerim?” der. Patron oldukça sinirli bir şekilde;
    “Birader çorba benim hediyem olsun, sen yediğin dört ekmeğin parasını ver yeter” der.



GÖREVLİYİM

Telme Köylü Mustafa TURAN amcanın bir gün Şiran’da işi çıkıyor ve ilçeye gidiyor. Telaşla bankaya giriyor ve banka da uzun sırayı görünce telaşla bankadaki çalışan memura;
“Ben görevliyim, benim işimi hemen gör de acil görevimin başına gideyim” der. Banka memuru da görevliyim diyen Mustafa Amcanın işini ön sıraya alır, çünkü banka memuru Mustafa amcayı kamuda çalışan devlet görevlisi sanmıştır. Memur işini tamamladıktan sonra merak eder ve sorar;
“Amca nerede görevlisiniz?” deyince amcada;
“Telme köyünün çobanıyım, orada görevliyim” der ve memurun kızgın bakışlarıyla bankadan ayrılarak görevinin başına döner. Yalanda değil o yıllarda Mustafa Amca köy çobanıdır.

TIRMIK

    Gümüşhane köylülerinden biri İstanbul’a göç eder. Orada bambaşka bir kimlik edinir. Dili ve kültürü bambaşka biri olmuştur adeta. Yıllar sonra köyüne döner. Harman yerinde gezinirken yerde uzanmış bir tırmık görür. Orada çalışmakta olan yaşlı bir köylüye seslenir;
    “Amca, bunun adı nedir?” diye sorar. Amca hal ve hareketinden memnun olmadığı bu gence iyi bir ders vermenin hesabı içinde;
    “Şu ucuna basarsan o sana ne olduğunu söyler evladım” der. Genç hemen denileni yapar ve tırmığın ucuna ayağını basar basmaz tırmığın sapı alnının orta yerine vurur. Ve o acıyla;
    “Hay senin gibi tırmığın” der. Kıs kıs gülen yaşlı köylü;
    “Bak ne olduğunu sana ne de güzel öğretti değil mi evladım” der.


AYILAR NEREDE?

    Zamanın valisi Gümüşhane’nin köylerini gezmektedir. Yanında daire amirleri, koruması, misafirleri ve o köyün muhtarı var. Vali muhtara sorar;
    “Yahu muhtar efendi burada ayı falan olmaz değil mi?” diye sorar. Muhtar mukallit bir adamdır. Eliyle kendi köyünü gösterir ve valiye der;
    “Sayın Valim, burada ayılar aha şu köyde bol miktarda bulunur” d

AĞAÇ ÜSTÜNDEKİ LAMBALAR

    Demirören Köyü’nde elektiriğin olmadığı seneler. Hoca Ahmet kızı Malike’yi Trabzon’a ilk defa götürüyor. Ve akşam vakti Fayık Emmi Trabzon Arafilboyu’na varıyor. Arabadan inen Malike direklerin üstündeki lambaları yanar vaziyette görünce yüksek sesle bağırıyor;
    “Vıyy Agam (Baba),  burası ne has bi köy. Ağaçların üstünde lambalar yaniy” der.


DÖNER

Harmancık Köyü’nden Aşık İhsan Gümüşhane’de Lezzet lokantası’na girer. Garsonu çağırır ve siparişini verir;
“Evladım ha şurdan bana bir kilo döner kes, getir” der. Garson gider ve bir müddet sonra tekrar Aşık İhsan’ın masasına gelir. Acaba yanlış mı anladım diye tereddüt içerisindeki garsonu gören Aşık İhsan durumu vaziyeti anlar ve garsona;
“Evladım sen yanlış anlamadın. Ama sen olmazsa onu yarım kilo yap ta getir yiyeyim” der.  


SÜLEYMAN ÇELEBİ

Gümüşhane Boğalı Köyü’nde öğretmenliğimin ilk haftası dolmak üzere. Akşam ezanı sonrası mevlit var. Mevlidi okutan kadın rahmetli kocası için okutuyor. Abdestimi aldım camiye gittim. Akşam namazı sonrası hoca mevlidi okumaya başladı ve bitirerek  dua kısmına geldi. Ellerini açtı o dua ediyor, biz yüksek sesle amin diyoruz. Hoca duanın bir yerinde;
“Bu mevlidin yazarı Merhum Süleyman ÇELEBİ’NİN de ruhlarına” der demez arka taraftaki perde arkasından mevlidi okutan kadının sesi küçücük camide yankılandı.
“Süleyman ÇELEBİ’DE kim? Kocamın adı İsmail ARDUÇ diyeceydin hoca”


BUNLAR DA BENİM

Kürtün Kırgeriş Köyü Mindizli Mahallesi’nde öğretmenim. O senesi yeni gitmişim ve nüfus sayımında da görevliyim. Evin birine girdim. Masaya oturdum ve evde olan herkesin nüfus kağıdının getirilmesini istedim. Evin beyi Harun bir tomar mavi kimliği önüme uzatarak;
“Buyur hocam bunlar benim çocuklarım” dedi. Onları yazdım bitirdim. Başımı kaldırdım o da ne evin hanımı bu sefer deminkinin iki katı bir pembe nüfus kağıdını önüme koydu ve;
“Buyur hocam bunlarda benim çocuklarımın” demesin mi. 


YANLIŞLIK OLDU

Kırgeriş Mindizli Mahallesi İlkokulu’nda dersteyim. Öğle ezanına tam bir saat var. Derken camiden Hacı Ahmet GÜNDÜZ’ÜN sesi duyulmaya başladı. Bu ne çocuklar ezan için erken değil mi diye sordum. Öğrencim Müslüm;
“Öğretmenim dedem yanlışlıkla ezanı erken okuyor” deyince sınıfça bahçeye çıktık. Ezanın ortalarına doğru Hacı Ahmet Amca durumu fark eder ve açık mikrofonda aynen şu konuşma cereyan eder;
“Tüh Allah belasını versin, kusura kalmayın mahalle halkı, ezanı erken okuduk galiba” der.

CANLI YAYIN

Trabzon’’da yerel Akça Televizyonu’’nda haftada bir yayınlanan ‘‘Müzik Ziyafeti’’ programını hazırlayan mahalli sanatçı Gümüşhane Kelkit Ünlüpınar (Pekünlü) İsa İlhan, programında Temel fıkralarını aratmayan bir sürprizle karşılaştı. Her programında olduğu gibi izleyici istekleri almaya başlayan İlhan, canlı telefon bağlantıları yapmaya başladı. Birkaç telefondan sonra bir bağlantı daha yapan ve türkü isteği almayı bekleyen İlhan,
‘‘İsa abi, ben sizin mahalledeki tüpçü Rıfat. İstediğin tüpü eve götürdük fakat patron, veresiye olmaz, parasını alın’’ dedi. Şimdi dükkándayız. Televizyonda seni görünce bunu söylemek için aradım’’ sözlerini duyunca şoke oldu. Neye uğradığını şaşıran İsa İlhan programa beş dakika reklam arası verdi.


GOKLİZ YE

Gümüşhane daire amirlerinin birinin hanımı otobüsle İstanbul’a gidiyor. Lüks Gümüşhane Turizm’den biletini alır. Otobüs Kürtün’de yolcu alır. Bu bayanın yanına yaşlı bir teyze oturur. Otobüs Ordu civarına geldiğinde yaşlı teyze bohçasını açar. Bohçanın içinden bol sarımsaklı lahana ve fasulye turşusu, haşlanmış patates, Kürtün kara ekmeği çıkarır. Şapur şupur yemeye başlar. Otobüstekiler yayılan kokudan ve teyzenin ağız şapırtılarından bunalır. Yanındaki bayan neredeyse kusmak üzere. Teyze dönüyor bayana;
“Buyur gızım, iki lokma al” der. Bayan kibarca;
“Teşekkür ederim, tokum” der. Bir müddet sonra teyze tekrar;
“Ama gızım böyle olmiy, buyur bi lokma al, sofra hatırı var” der. Bayan yine kibarca reddeder. Bu sefer yaşlı teyze sinirlenir;
“Yemezsen yeme, ye gokliz” (salyangoz) der ve nevaleyi toplar.


YILAN

Kürtün Kırgerişli Hayri Rahmetli Şahin Meral’ın kahvesinde av anılarını anlatıyor.
“Bir keresinde ava çıktım. Önüme 100 metre uzunluğunda bir yılan çıkmasın mı” der demez kahveden birisi atılır;
“La get oğlum, Kırgeriş’te 100 metre yılan ne aray” deyince Hayri ayağa kalkar ve eliyle S harfi çizerek lafı gediğine koyar;
“Yüz metre dedik ama yılan uzunlamasına değil, eğri büğrü duruyordu” der.


YENİ LASTİK

    Bolodorlu Tito yeni aldığı lastiklerini giyerek ormana ağaç kesmeye gider. Ağaç keserken nasıl olduysa baltayı ayağına vurur. Lastik ve ayağı bayağı kesilir. Bolodorlu kan revan içinde ayağından lastiğini çıkarır eline alır ve şöyle bir baktıktan sonra;
    “Ulen hele bu yana bak, yepyeni lastiği nasıl da kestik” der. 

PİRE TOZU

    Dölekli iki kafadar eşeklere güveçleri yüklemiş Bayburt’un köylerinde satmaya gidiyorlar. Yolda eşekler yuvarlanıyor ve güveçlerin tamamı kırılıyor. Döleklinin birinin aklına bir çıkar yol geliyor ve arkadaşına;
    -“Gel bunnarı toz edek pire tozu diye sataruk” der. Diğerinin de aklına yatar bu fikir ve güveçleri toz haline getirip tekrar düşüyorlar yola. Bayburt’un iki üç köyünde bayağı satıyorlar ve dördüncü köyde başlıyorlar kalanı satmaya. O sıra aşağı köyden bir Bayburtlu gelerek pire tozunun işe yaramadığını söyler. Dölekli sorar;
    “Sen bu tozu pireli yorgan, yatak ne varsa aç orta yere bas ondan sonra bu tozu bak pire kalıyor mu?” deyince Bayburtlu;
    “Biz eyle etmeyrük emmi” der. Dölekli;
    “Peki nası edirsiz?” diye sorar. Bayburtlu başlar anlatmaya;
    “Biz önce bütün pireleri tek tek yakalayruk. Em bu tozi pirelerin gözüne gözüne döküyrük”der.

                
TAKVİM

    Gümüşhane’nin yukarı köylülerinden biri Gümüşhane  Salı Pazarına iner. Alış verişini yapar köyüne döner. Hanımına yeni aldığı takvimi uzatır ve;
    “Hatun habu yeni takvimi duvara as” der. Hanımı takvimi eline alır ve kocasına döner;
    “Vıy ben siyen ne diyem herif. Eskisi yepyeni duriy. Buna ne gerek vardı?” der.  


KAFA KÂĞIDI
   
    Yağmurdereli Müteahhit Habib ARTUN otobüsle Ankara’dan Gümüşhane’ye geliyor. Nüfus cüzdanını Ankara’da unutuyor. Sıkıyönetim zamanları. Askerler Fatsa civarında durduruyorlar otobüsü. Herkes çıkarıyor kafa kağıtlarını. Kimliği olmayanlar aşağıya indiriliyor. Habip ARTUN gayet rahat. Doğu kökenli bir asker gelip dikiliyor başına;
    “Gurban kimliğin” diyor. O an çantasında müteahhitlik kimliğinin olduğunu hatırlıyor ve çantasından çıkararak askere gösteriyor. Sesini yükselterek;
    “Aferin evladım görevini çok güzel yapıyorsun.” Der ve kimliğini askerin önünden jet hızıyla geçirip tekrar cebine koyuyor. Asker taltif edilmenin hazzıyla;
    “Sağolasan, hayırlı yolculuklar emmi” der.    

İNEKLER

    Tarım Müdürlüğü uzmanları köylerde belirtilen büyükbaş hayvanları saymak ve kontrol etmek üzere köyleri geziyorlar. Kürtün’ün üç mahalleli bir köyünde en üst mahalleyi yazıp orta mahalleye ve oradan aşağı mahalleye iniyorlar. Büyükbaş hayvanları ahırda sayan bir uzman hayretle arkadaşına dönerek;
    “Yav Hüseyin habu hayvanları biz yukarı mahallede de saydık” diyor.”

Not: Sonradan anlaşıldığına göre yukarı mahallede sayılan büyükbaş hayvanlar orta ve aşağı mahalledeki ahırlara getirilip bağlanıyormuş

ZARAR VERDİK YA

    Birkaç Bayburtlu Gümüşhane’de bağların kenarından geçerken ceviz ağacına çıkıp başlıyorlar cevizleri yemeye. Cevizin dış yeşil kabuğunu yiyip içini aşağı atıyorlarmış.
    Bir zaman sonra ağaçtan inen Bayburtlu arkadaşına;
    “Olsun Osman gardaşım, Gümüşhanalılara böyük zarar verdik ya sen oyan bak” der.
 

BAKLAVA

    Müezzinoğlu Mahmut Efendi Daltaban’da bir kahvede oturmuş arkadaşlarıyla sohbet ediyor. Söz dolanmış dönmüş lahana yaprağından baklava olur mu olmaz mı demişler. Müezzinoğlu Mahmut başlamış anlatmaya;
    “Nasıl olmaz. Lahana yaprağını şöyle bir açacaksınız ve genişçe bir tepsinin ortasına doğru kat kat dizmeye başlayacaksınız. Ortasına ceviz içi, fındık içi, şeker artık ne varsa doldurup kızgın ateşte fırına vereceksiniz, ondan sonra yedir şerbetini, afiyetle yiyin” der. Birkaç gün sonra arkadaşlarından birisi;
    “Ya sen bizimle dalga geçtin. Ben denedim ortaya berbat bir şey çıktı. Ne yeniliyor, ne ağza konuluyor” deyince Müezzinoğlu Mahmut son sözü söylüyor;
    “Lan oğlum sen hangi lahanadan yaptın baklavayı? Hayekse’nin lahanası olacak Hayekse’nin, anladın mı?” der. 


ZİGANA TÜNELİ

    9.Cumhurbaşkanı Rahmetli Turgut ÖZAL Zigana Tüneli açılışı için Gümüşhane’ye gelecek. Gümüşhane’den bir konvoy Özal’ı almak için Trabzon Havaalanına gider. Ve konvoy halinde açılış törenini yapmak üzere Zigana’ya çıkıyorlar. Yorucu bir yolculuğun ardından Zigana’ya çıkılır ve Rahmetli Özal arabadan iner. Tünele bakar yanındakilere döner ve tarihi şu cümleyi söyler;
    “Yahu biz zaten buraya çıkana kadar tüm çileyi çektik. Bu tüneli niye yaptık ki?” der.

SUÇLU KİM?

    BMC Kamyonlarının Harmancık Köyü’ne geldiği 1980li dönemler. Mümin Dayı Trabzon’dan Gümüşhane’ye gelirken  Zigana Dağının dönemeçli yollarında yine bir dönemece (viraja ) girmek üzere iken karşısına bir eşek çıkar. Mümin dayı eşeği görünce sellektör yapar eşek yoldan çıkmaz,  yavaşlar korna çalar eşek yine yoldan çıkmaz, Mümin Dayı bu sefer sinyal vererek eşeği  sollamaya kalkmış, bir yolunu bulup arabanın ön kısmını eşeğe çarpmadan kurtarmış fakat yol virajlı olunca dönerken kamyonun kasası eşeği yoldan aşağı atmış eşek yuvarlanmış bu olayı geride kalan eşeğin sahibi görüp kamyonun plakasını almış.
    Gel zaman git zaman bir gün Mümin Dayı’ya mahkemeden evrak gelmiş. Mümin dayı varmış hakimin karşısına çıkmış. Tabii eşek sahibi durumu dava etmiş ve orada bekliyor. Söz  Mümin Dayıya gelince;
    “Hakim bey, sellektör yaptım olmadı, korna çaldım olmadı, Sinyal verdim gene olmadı. E şimdi söyleyin bana. Eşekte mi suç, bende mi?” der.


HAFIZ

    Arzular Beldesi’nin hafızlarından Ziya TANIŞ gençlik zamanlarında bir eve Kuran okuması için davet edilir. Genç hafız bağdaş kurar ve başlar ezberinden okumaya. Evin yaşlı teyzesi can kulağı ile dinlediği hafıza doğru yaklaşır ve;
    “Evladım, sen Kuran’ı yüzüne okumayı bilmiyor musun da, ezbere okuyorsun?”der.

GELİNCE SÖYLERSİN

    Gümüşhane köylerine radyonun yeni yeni geldiği seneler. Teyzenin biri radyoda türkü dinlemektedir. Akşam vaktine yakın bir zamanda radyoda en sevdiği bir türkü çalmaya başlar. Teyze radyoya doğru bakar ve;
    “Kuzum sen az dur, ben mallara yem vereyim, gelince söylersin” der.


DERELERDEN  GİDİYORUM

    Trabzon İran arası nakliye zamanında Gümüşhaneli bir kamyon şoförü yeni bir kamyon almış nakliye yapmaktadır. Ancak durmadan kaza yapmaktadır. Gümüşhane’den arkadaşları onu bir ara gördüklerinde sorarlar;
    “Neredesin birader, bu yolda izde seni hiç göremiyoruz” dediklerinde bizimkisi cevap verir;
    “Oğlum, biz yoldan çok, derelerden gidiyoruz” der.


TEMİZLEYECEYÜK

    Fırıncı Sait Aga mukallit bir adam. Gümüşhane Daltaban’da fırıncılık yapıyor. Zamanın valisi hem ziyaret hem de kontrol amacıyla Sait Aga’nın fırınına varıyor. Parmağıyla şöyle bir tezgahın üzerinden toz alıp Sait Aga’ya gösteriyor.
    “Bu ne Sait Bey, ne bu pisliğin hali? Deyince  Sait Aga’nın lafı cebindedir;
    “Evet Sayın Valim, mamafih binaenaleyh temizleyeceyük” der.


SAHURDAN KALDI

Fırıncı Sait Aga 50 yıldan beri fırın çalıştırıyor Gümüşhane’de. Ustası, çırağı, satıcısı kendisi. Ramazan günü sahuru yapmış sabaha doğru çok erkenden ekmek yapmak üzere fırına gidiyor. Yolda sabah namazına gitmekte olan birisi rastlıyor ona.
“Sait Aga hayrola, ağzında sigara, Ramazan” der demez Sait Aga lafı gediğine oturtuyor.
“Ayahlaran, habu meredi sahurda unuttum da ağzımda kaldı” der.


KAÇ PORSİYON

Gümüşhane Belediye reislerinden Sabahattin AYTAÇ ve Kadir Paşa AKÇAY yedikleri köftelerle meşhurdular.Yine bir gün köfte yemek için Köfteci Osman Şimşek’in dükkanına giderler. Paşa AKÇAY:
“Ordan bize 36 porsiyon köfte getir” der. Köfteler yenilir, sıra hesaba gelir. Osman Usta kağıt kalem hesabı yapar. 37 porsiyon köfte porsiyonu şu kadardan şu eder derken Paşa AKÇAY bu duruma sinirlenir ve köfteciye;
“36 olur, 38 de olur ama 37 porsiyon köfte olur mu? Tek porsiyon değil çift porsiyon olması lazım, Tek olmasının imkanı yok. Ya 36, yada 38 porsiyondur. 37 olmasının imkanı yok deyince Köfteci Osman Şimşek dayanamaz ve şöyle der:
“Paşa emmi, bırak ta o bir porsiyonu da ben yiyeyim” der.


ÇAY


Gümüşhaneli Fazıl Balyemez sohbeti, neşesi bol nüktedan bir adamdı. Çok yemek yemesi ve çay içmesiyle meşhurdur. Bir gün ona sorarlar ki:
“Fazıl Bey Amca, diyorlar ki sen bir oturuşta 150 bardak çay içebilirmişsin.” Fazıl BALYEMEZ cevap verir:
“ İftira ediyorlar yeğenim, 70 bardağı geçemem.”



AMAN ORMANCI

Gümüşhane Mavrengelli İzzet ormandan ağaç keserken onu görürler ve jandarmaya haber verirler. Jandarmalar İzzet’i tutuklar ve mahkemeye çıkarırlar. Hakim İzzet’e sorar:
“Ormandan elli tane ağaç kestiğin söyleniyor. Ne diyorsun?” deyince İzzet’te:
“Yalanların yeyim, yedi dene ağaç ne zaman elli oldu?” der. Hakim tekrar sorar:
“Tamam da niye kestin o ağaçları deyince?” İzzet hemen cevabı yapıştırır:
“ Sana ne? Dibine suyu sen mi verdin, ne soruyon?”


İLİN NERESİ?

Bayburt’un Gümüşhane’nin ilçesi olduğu sıralar komutan yanına çağırdığı askere;
“Nerelisin oğlum? diye sorar. Asker;
“Bayburtluyam komutanım” der. Komutan Bayburt diye bir il olmadığını bildiğinden tekrar askere sorar;
“Evladım bu Bayburt hangi ile bağlıdır? Asker daha bir gür sesle;
“Bir yere bağlı değildir komutanım” der. Komutan sinirlenmiştir.
"Ulan Bayburt ne zaman il oldu?" diye sorar. Asker de;
“İnşallah olur ilerde” der demez yüzüne bir tokat indirir komutan.


DEMİYECEM

Bayburtlunun biri Almanya’ya göç furyasının başladığı dönemlerde pasaport çıkarmak üzere vilayetine, yani Gümüşhane’ye gider. Devlet dairesindeki Gümüşhaneli memur Bayburtlunun ağzından bir kere olsun "Gümüşhaneliyim" lafını duymak için harekete geçer ve sorar;
“Birader memleket neresi?” o cevap verir;
“Bayburt”
“Nereye bağlı bu Bayburt?”
(cevap yok) Memur:
“Bilader söylesene, cevap vermezsen pasaportunu onaylatmam.” Bayburtlu sinirlenir ve;
“Gümüşhaneliyim de demiyecem, içi pohli Alamanya’ya da gitmeyecem.” der ve orayı terk eder.



BOLODORLU TİTO

Gümüşhane Bolodorlu Tito’nun yetişkin oğulları var. Köyün her sene çobanlığı buna aittir. Bir senesi köyün ormanında fidanlama işi vardır. Tito kendi kendine bu sene çobanlığa gitmeyeceğim der ve üç oğlu ile beraber fidanlığa gider. O senesi de şansından mıdır bilinmez mevsim hepten yağışlı geçer. Doğru dürüst yevmiye yapamaz. Kendine ait de 10-15 baş hayvanı vardır. Sene sonu gelir fidanlamadan beş kuruş kazanamaz. Ayriyeten hayvanları içinde köyün çobanına bayağı para verir. O moral bozukluğu içinde demiş ki;
“Bıldır (geçen yıl) ki kafamın, bugün ……..na koyim”


AHA SİZE YALAN

Gümüşhane Zigana Köyü Pilihoz deresinden Memiş Dede'ye Holo Dede derlerdi. Holo Dede şakayla karışık çok yalan söylerdi. Şakayla yalanı bir tutardı. Bütün köylü onun  bu huyunu bilirdi. Ona zaman zaman takılırlardı. Böyle bir günde Holo Dede baltası omzunda dağdan inerken ahaliyle karşılaşır. Selamlaştıktan sonra ahali Holo Dede'ye takılırlar:
“Yahu Holo Dede, bize bi yalan söyle da,
Holo Dede, üzgün, bir o kadar da kızgın bir tavırla:
“Yahu ne deyi sunuz? Şimdi yalanun sirasi midur? Babam elmiştur duymadunuz mi? Birakun de eve gideyim der ve yoluna hızlı adımlarla devam eder. Ahali bu durum karşısında çok üzülür. Konu komşuya haber verir ve Holo Dede'nin evine giderler. Ahali eve gidince, gördükleri durum karşısında şaşırılar. Holo dede, ateşliğin başında babasına taze mısır (hılça) pişirir bulurlar. Ahali duruma çok şaşırır; Holo Dedeye' de çok bozulur:
“Yahu Holo Dede, hane senun baban elmiş idi.” Holo Dede, muzip bir şekilde güler ve der ki:
“Siz benden yalan deme mi istememiş miydiniz? İşte, aha size yalan.”



ENSEYE ŞAMAR

Gümüşhaneli İlhami köyünde yerli yabancı kim olursa olsun enselerine vurduğu şamarla tanınır. Kahvede, kapıda, bacada, camide nerede olursa olsun İlhami kimi yakalarsa ensesine şamarı yapıştırıyor. yle ki camiye girenler hep duvar diplerinde ve sütun önlerinde namaza duruyorlar. Bir Cuma günü herkes camide. Hoca önde cemaat arkada Cuma namazı kılıyorlar. Okul müdürü namaza geç kalmış ve en arka safa yetişip namaza durur. Namaza durmadan önce etrafa bakıyor İlhami ortalarda yok.  Namazın orta yerinde camiinin kapısı ağır ağır gıcırdayarak sonuna kadar açılır. Herkesin aklında aynı şüphe olmalı ki en arka taki herkes namazı bırakır. Ve arkalarına döner bakarlar ki İlhami silleyi hazırlamış geliyor. Artık herkes gülmekten kırılıyor ve tabiî ki namaz iptal.  


HEPSİNİ GETİR

Jandarma Gümüşhane Kürtün’ün köylerinden birine silah ihbarı üzerine gidiyor. Aradığı köylüyü bağda çalışırken bulur. Ve ona der;
     “Sende silah olduğuna dair ihbar aldık, silahını getir bize” der. Köylü de;
    “Bende silah milah yok, ihbarı yapan yalan söylemiş” deyince komutan;
    “Amca sana bir şartla inanırım. İçeriye hanımına seslen silahımı getir diye. Hanımın derse ki ne silahı senin silahın yok, o zaman sana inanırım. Bunun üzerine köylü içeri hanımına seslenmiş;
    “Hanum, silahımı getir.” Hanımı cevap vermiş;
“Hangisini getireyim bey?” Deyince komutan sese karşılık vermiş;
“Hepsini getir yenge, sana zahmet olmazsa.”




GİTTİ ANAHTARLAR

Gümüşhane’de 1968 yılları. Fikriye yengenin Tahir adlı oğlu var. Tahir’in köy bakkalı var. Tahir bağdaki işlerini görmek için bakkalı kapatır. Anahtarlar üzerinde. Derken bir gök gürültüsü, ardından şimşek, yağmur ortalığı sel götürür. Tahir Harşit’e düşer sürüklenmeye başlar. Fikriye yol kenarından ellerini dizlerine vurarak;
“Yetişin komşular, Tahir’imin suya getmesi bişey değil, bakkalın anahtarları üzerindeydi, bakkalın anahtarları suya getti.” diye bağırmaya başlar.


KARIŞMAM

Gümüşhane köylerinin birinde kadının biri kocasının getirdiklerini har vurup harman savurmakla meşhurmuş. Kocası bir türlü bunun önünü alamıyormuş. Derken bir gün hanımını da yanına alarak gitmiş. Dönüşte hanımın sırtına bir çuval, kendi sırtına da bir çuval tuz almış kilometrelerce yol yürümüşler. Gece yarısı eve varmışlar. Yorgunluktan pestili çıkan kadın düşüp uzanmış. Ertesi gün kapısına gelen komşulara şöyle seslenmiş;
“Valla komşular, benim getirdiğim tuzdan size veremem, kocamın getirdiğine de karışmam.”  


BÜTÜN PARA

    Gümüşhane köylerinin birinde cimriliğiyle nam yapmış bir vatandaş gittiği her kahvede bir iki çay içer, kalkacağı zaman cebinden o zamanın en büyük banknot parasını uzatır. Kahveci bir iki çay için o parayı bozmaz yada bozamaz sonra verirsin der gönderir. Bu böyle yaylada, köyde, Gümüşhane’de devam eder gider. Yine böylesi bir günde emice kahvenin birinde iki çay içer ve kalkmak üzere kahveciye banknotu uzatır. Kahveci parayı alır ve üstünü vermek üzere elini önündeki keseye uzatır. Bu durumu gören emicem kahveciye seslenir;
    “Dur hemşerim, sen o parayı bozma, bende bozuk olması lazım” der. 


ŞEYTAN GIDIKLIYOR

    Gümüşhane Kemaliye Camii’nde Salı günü öğle namazı ve camii tıklım tıklım dolu. Vaaz veren Giresunlu hoca ezan okunduğu halde uzattıkça uzatmaya başlar. Beş, on, on beş dakika geçer. Artık dayanamayan bir Gümüşhaneli vatandaş safların ortasından ayağa kalkarak hocaya seslenir;
    “Yeter artık, bu kadar kafidir” der demez Hoca seslenen vatandaşa hitaben;
    “Hemşerim galiba seni şeytan gıdıklıyor” deyince vatandaş iyice köpürür;
    -“Şeytan sensin be Hoca” der.  Söz düellosunun uzayacağını anlayan Rahmetli Ali Cengiz Amca;
    “Allahumme salli ala seyyidina Muhammed” der ve cemaat öğle namazının sünnetine durur.


BİLET YANMASIN

    Gümüşhaneli bir vatandaş babasını Erzurum’dan Gümüşhane’ye getiriyor. Aşkale civarında otobüs kaza yapıyor. Oğlu babasını tekrar Erzurum’a geri doktora götürmek ister. Ufak tefek yaraları çizikleri olan yaşlı Gümüşhaneli oğluna döner ve;
    “Oğlum sen beni Gümüşhana’ya götür” der. Oğlu babasına nedenini sorduğunda yaşlı Gümüşhanelinin cevabı ilginçtir;
    “Oğlum mesarif yapma Gümüşhana beletimiz yanmasın” der.


İKRA’YI UNUTTUM

Kabaköylü Kemal Hoca kaynatası ile evde cemaatle namaz kılıyorlar. Kemal Hoca müezzin ve gamet getiriyor. Kaynatası önde imam oluyor ve namaza duruyorlar. Birinci rekat tamam ikinci rekata kalkmışlar. İmam elhamı okumuş ve ardından büyük bir sessizlik. Kemal hoca ses vermiş;
“Efendim küçük Kul Eunzü.” İmam ses vermiş;
“Cık!” Kemal Hoca tekrar;
“Büyük Kul Eunzü”  hoca tekrar;
“Cıık!” demiş. Bu sefer Kemal Hoca darlanmış;
“Efendim yukarılardan” demiş. İmam yine “cıık!” deyince Kemal Hoca;
“Aşağılardan” demiş. İmam yine “cıık!”, Kemal Hoca “Elem tere” demiş, o gene “Cıık!” deyince Kemal Hoca namazı bırakıyor. Daha sonra Kemal Hoca kaynatasına soruyor;
“Efendim neden benim dediklerimi okumadın, neyi okuyacaktın ki” diye sorduğunda kaynatası;
“Ee oğlum ben İkra’yı okuyacaktım, aklıma gelmedi” deyince Kemal Hoca artık dayanamamış ve;
“Yav baba sen güzelim İnna ateyna ve Kul Eunzü dururken ne işin var İkra’yla, mikrayla” der. 


İNSAFINIZ YOK MU?

Gümüşhane’nin araklı sınırında bir köyünde resmi imam olmayınca para ile imam tutarlar. Köy muhtarı ve ihtiyar heyeti her ay başında ev ev dolaşır imamın parasını denk ederek imama verirler. Yine böylesi bir günde muhtar ve heyetinden birkaç kişi ev ev dolaşmaya başlarlar. Sıra köy dışında bir eve gelir. İbrahim Aga diye birisine seslenirler. İbrahim Aga evinin penceresine çıkar. Muhtar aşağıdan;
“İbrahim Aga, biz geldik imamın parasını topluyoruz senin payına da şu kadar para düştü, bize onu verir misin” diye bağırır. İbrahim Aga’da muhtara cevaben;
“Ulen oğlum, siz ne biçim adamsınız, hiç insafınız yok mu, beni ne zaman camide gördünüz de gelmiş benden para istiyorsunuz” der.



GÜVERCİN PİSLİĞİ

Gümüşhane’nin İmera Olucak Köyü’nün manastırından içeriye bir güvercin girer ve gelir Hz İsa heykelinin tam üzerine konar ve heykelin üzerine pisler. Manastırın rahibi bir müddet sonra manastıra gelince vahim manzarayı görür ve bayağı sinirlenir. Heykeli pisleyen güvercinin ardından;
“Yav eğer sen Müslüman olsaydın bu manastıra girmezdin, ee Hıristiyan olsan bunu pislemezdin, sen nesin vallahi anlayamadım” der.  



MERAKLI

Gümüşhane köylerinden bir yaşlı amca prostattan ameliyat olacak. Bir gün önceden etek tıraşını yapmış ve Trabzon Farabi Hastanesi’nde ameliyata girecek. Görevli gelmiş ve bizim dedeye;
“Dedeciğim soyunur musun. Etek tıraşını yapmam lazım, ameliyata gireceksin” der. Bizim dede;
“Sağol evladım, o işi ben akşam gördüm, tıraşımı oldum” der. Görevli ikna olmaz;
“Hayır amca, doktorun emri var. kesinlikle tıraş etmem lazım, yoksa ameliyat olamazsın” der.  Dede hafiften sinirlenir ve;
“Gerek yok evladım, tıraşımı oldum ben” der. Görevli bir daha “olmaz, kesinlikle tıraş etmem lazım” deyince iyice sinirlenen Gümüşhaneli dedem;
“Ulan ne kadar meraklısın malımı görmeye!” diye bağırır.



KEYFE BAK

    Gümüşhane Demirören Köyü’nde Osman Emice Rahmi Dayı’nın bakkalında oturuyor. Hararetten dili damağına yapışmış. Tezgahın yanındaki ibriğe ve tezgahın üstündeki tasa elini uzatır. Biraz su doldurur, çalkalayıp suyu dökerken tas elinden kayar ve zemin üzerinde birkaç defa seslice  zıpladıktan sonra, fasıl bitişini andıran bir sesle durur.
Başından beri tasın hareketlerini izleyen Osman Emmi lafı gediğine oturtturur;
“Ulan benim canım burnumda, sen hele tastaki keyfe bak” der.


CANIN ÇEKMESİN

Gümüşhane’nin Özcan Mahallesi’nde devlet yoluna cepheli en güzel elma bahçelerinden birine sahip Halit Emmi bir öğle vakti kahveden içeriye girmiş ve kahvedekilere dönerek;
“Bana bakın komşular, eğer şu benim elmalardan kimin canı çekiyor da, içeri girip toplamıyorsa …………………” der.


EŞEĞİME SU VERDİN Mİ?

Gümüşhane köylerinde yaşlılarımız çocukları yakalar ve kulaklarını çekerek canlarını çıkaran şu oyuna başlarlardı. Demirören Köyü’nde de bu işlerden sorumlu Rahmetli Osman Emmi çocukları yakaladı mı mutlaka kucağına alır ve o kocaman parmaklarıyla her iki kulağı kavrardı. Ve çocuklar için azap Osman Emmi için keyifli dakikalar başlardı. Yine bir gün rahmetli Osman Emmi çocuklardan birini kıskacına almış malum soruyu sormaya başlardı;
“Eşegime su verdin mi?”
“Verdim Osman Emmi”
“Sıcah mi, soyuh mi?”
“Sıcah”
“Nettin ula, yandi yandi” (kulak çekmeye devam. Çocuk bu sefer uyanır.) Osman Emmi gene sorar;
“Ula eşegime su verdin mi?”
“Verdim”
“Sıcah mi, soyuh mi?”
“Soyuh” Osman Emmi kulağı çekmeyi kafaya koydu ya bu seferde;
“Ula buydi, buydi (üşüdü)” der.



 SARI GELİNİ VERMEDİK

“Gümüşhaneli bir aileye Bayburt’tan gelen bir dost misafir olmuş. Bu aile dostuna birkaç günlük misafirliği sırasında kuru yemiş ve meyvenin yanında çıtır çıtır pestillerden de ikram edilmiş. Adam pestili çok beğenmiş ve yedikçe yemiş. Sonra pestilin neden ve nasıl yapıldığını sormuş. Ev sahibi de kısaca dut’tan yapıldığını ve yapılış şeklini anlatmış. Bu aile dostu ertesi yıl dutların olgunlaştığı yaz mevsiminde tekrar çıkagelmiş.
“Arkadaş” demiş. “bana pestil yapmak için dut verir misiniz, götürüp pestil yapacağım” Ev sahibi biraz düşünmüş, vermese dostunu küstürecek, verse acaba pestili kim yapacak? Neticede belki yapabilirler diye dostuna 4-5 teneke taze dutu teslim etmiş. Adam dutları alır, almaz teşekkür edip, pestil yaptırmak üzere çekip gitmiş. Bir zaman sonra bu iki dost tekrar karşılaşmışlar.Adam hemen söze girmiş;
“Yahu Arkadaş bana verdiğin dutlar nasıl duttu, pestil yaptırdım ama bir türlü yiyemedik. Ne elde kopar, ne de diş keser. O ne biçim pestil oldu. Kayış gibi sert, tadı lezzeti değişik, rengi de simsiyah oldu. Böyle dostluk mu olur? Kırk yıllık dostluğumuza rağmen sen bana pestil yapılamayan, iyi güzel olmayan dutlardan verdin herhalde demiş. Arkadaşı bu işin sonunun böyle olacağını ta baştan bildiği için lafı sonuna kadar dinlemiş,sonra derin bir nefes almış ve;
“Ey dostum! Verdikse sana sarı dut’u verdik, sarı gelini de vermedik ya, marifet sarı dut’ta değil sarı gelindedir“ demiş.
     

İSABETLİ ATIŞ

Gümüşhane Kabaköy İlkokulu Müdürü Kemal ÇELİK hoca sürekli olarak tuvaletlerin pisliğinden şikayet eder. Öğrencilerine sürekli nasihat eder. Tuvaleti nasıl kullanacaklarını izah eder ama gel gör ki dinleyen kim. Her okul çıkışı tuvaletleri kontrol eden Kemal Hoca tuvaletleri ve lavaboları pisletilmiş olarak bulur. Ertesi gün tüm okul dışarıda sıra olmuşken Kemal Hoca konuşmasını yapar.
“Yav çocuklar şu tuvaletlerdeki koskocaman deliğe nasıl isabetli atış yapamıyorsunuz, çok merak ediyorum” der.



GALEZ GUDUREZ

Kabaköylü Kemal Hoca çocuklara sürekli küfür etmemeleri konusunda nasihatler yapar. Onlara güzel örnek olur, anlatır da anlatır. Ama işte çocuk ne yaparsın. Çocuk demek yaramazlık demek. Yine çocukların birbirleri arasında küfürlü konuştuklarını duyar ve okulu bahçede sıra halinde toplar. Başlar söylemeye;
“Ulan bana bakın. Duyuyram ki sağda solda galez guderez laflar ediysiz. Vallahi bir daha duyarsam ………” der.



EMMİMGİLİN GAZAN

Gümüşhane’nin yukarı köylerinden bir vatandaşımız ilk defa Trabzon’a gidiyor. Yanında bir akrabası var. Terminalde inmiş karşıya geçmişler Meydan’a dolmuş bekliyorlar. O ara ilk defa Karadeniz’i görmüş. Trabzon’da bir süre çalıştıktan sonra köyüne dönmüş. Köy kahvesinde sormuşlar;
“E anlat bakalım, ne yedin ne içtin, ne gördün Trabzon’da?” Bizimki hararetle anlatmaya başlamış;
“Vıy babam, araba bekleydim, karşımda koca bir alamet su, ben diyeyim emmimgilin gazanla kırh, kırh buçuk”


KÖYDEN UZAKLAŞIYORUM

Çok eskilerde Şiran’ın Telme Köyünün dağlarında "dağ keçileri" yaşarmış. Köyden bir avcı, bu hayvanlara rahat yüzü göstermezmiş. Bazen üç-beş gün dağda kaldığı olurmuş ama avsız da dönmezmiş. Vurduğu keçiler çoğunlukla küçük olurmuş ve avını her zaman sırtına alır hiç bırakmadan ve dinlenmeden köye kadar getirirmiş. Onun geldiğini duyan komşuları toplanır hem kendisini şişirirlermiş hem de getirdiği avı şiş yapıp yerlermiş. Yine bir gün bizimki ava gitmiş üç gün, dört gün olmuş gelmemiş herkes, merak ediyormuş hatta aramaya çıkalım diyenler bile olmuş, Sonunda aramaya karar vermişler ve yola çıkmışlar iki koldan gidiyorlarmış köyün başında büyük yayla tarafına gidenler ne görsünler avcı, kocaman bir keçi vurmuş, keçinin boynuzları bir metreden fazla kendiside camuş yavrusu kadar bizim avcı, keçinin ayaklarından tutmuş sürüterek getiriyor. Keçinin boynuzları çok büyük olduğundan çalıya taşa takılıyor zor çekiliyormuş avcıya demişler;
“Ula gardaş bu hayvanı kafa tarafından tutup çeksen daha kolay olurdu bu kadar yorulmazdın.” Avcı cevap veriyor;
“Yaav arkadaşlar onu da denedim fakat çektikçe köyden uzaklaştığımı fark ettim de öğle çekmekten vazgeçtim.”  Berikiler gülmekten kırılmışlar!!!!!!!

DEĞECEK Mİ?

Şiran Telme Köyü  muhteremlerinden "Molla Hayri" Hoca Efendi "hazır cevap" bir zat-ı muhteremdir. Bir zamanlar şu güzel ülkemizde, cennet vatanımızda, hocaları sevmeyen her gördükleri yerde sataşan bazen de hakaret eden bir gençlik türemişti. İşte bu güruhtan bir grup Şiran’da dolaşıyorlar. Günlerden Perşembe, yani Şiran’ın pazarı, Molla Hayri Hoca Efendi’de kendisi gibi bir-iki muhteremle çarşıda dolaşıyorlar, derken öbür grupta karşıdan geliyor. Yan yana gelince gençlerden biri hocalara işittirecek kadar sesli olarak;
"Bu gün de çarşıda amma da çok hoca var. İt  kuyruğunu sallasa hocaya deyecek" diyor. Diyor ama dediğine bin pişman oluyor. Molla Hayrı Hoca Efendi’den balyoz gibi bir cevap yiyor. Hoca Efendi ona doğru dönerek;
"SALLA  BAKALIM  DEĞECEK Mİ?"!! diyor.



ETLİ PİLAV

Gümüşhane köylerinden birinde köy odasının birinde ziyafet verilir. Erzurum İlahiyat’ta okuyan bir genç sofrada yerini almış. Köylüler uyanık. Sofrada envai çeşit yemek. Orta yerde bol kavurmalı pilav. Köylülerden biri gence sorar;
“Hocam oldum olası Hz Nuh’un olayını merak eder dururum, hele şunu bize bir anlat” genç İlahiyatta okuyor ya kaşığını şöyle bir pilava daldırır ve ağzına götürmeden başlar anlatmaya. Köylüler pür dikkat dinliyor görünüyorlar. Genç  hikayeyi bitirmek üzere, kaşığındaki pilavı henüz yememiş,  Molla Ahmet’in Mustafa’sı dedi ki;
"Hocaefendi, hem ye hem anlat sonra aç kalırsın." Genç kaşığındaki yemeği ağzına götürdü, ikinciye uzandı birde ne görsün tabakta hiç pilav kalmamış, acı acı köylülerin yüzüne baktı, onlar gülmekten yarılıyorlar.


BULGUR PİLAVI

Gümüşhane’de çok eski yıllarda hanların birinde hancı bulgur pilavı yapmıştır. Öğle olmuş pilavından kimse yemiyor. Akşam olmuş gene yiyen yok. Ulan ne yapayım, ne edeyim diye düşünürken elinde kepçesi çıkmış kapıya.
“Ey kolu komşu, beyen bahın. Gelin habu bulgur pilavını teze teze yeyin, habunu bugün yemezseniz yarın bunu biber dolma yapacağım, yoh dolmayı da yemezseniz çorba yapacağım. Yani bunu illa ki yiyeceksiniz. Gelin siz bugün habuni adam gibi teze teze yeyin” der.



TRAFİK NAMAZI

Kürtünlü hemşerimizin biri BMC kamyonuna odun yüklemiş Tirebolu’ya satmaya götürüyor. Yolda giderken polisler bunu yakalıyor ve peşine düşüyorlar. Buda ilk fırsatta yolun bir kenarında duruyor ve durur durmaz arabadan inip namaza duruyor. Arkasından gelen polisler yanına varıyorlar, bunun namazı bitmek bilmiyor. Beş on dakika namaza devam eder bakar ki polisler gitmiyor mecburen selam veriyor ve namazı bitiriyor. Polisler hayretle;
“Hayrola hemşerim bu ne namazıydı böyle” derler.  Kamyoncu sırıtarak;
“Trafik namazı amirim” der. Polis tekrar;
“Peki, ne zaman biter bu trafik namazı” deyince bizimki gene sırıtarak;
“Valla siz buradan ne zaman giderseniz o zaman biter” der. 


İNNA ATEYNA

Reksene Köyü’nde köylünün biri öne geçmiş imamlık yapıyor. Birinci rekat kılındı ikinci rekata kalkmışlar. Elhamı okumuş ve zammı süre (İnna Ateyna) yı okuyacak aklına bir türlü gelmiyor. Başlamış kekelemeye;
“İ, i, i”  Arkasında cemaat olanlardan birisi dayanamış ve;
“Ölliyin kori, İnnaateyna’yı okuyacan” der. 


SEN DE DAHİLSİN

Reksene Köyü’nde Gurut Emmi’nin hanımı vefat ediyor. Kendiside tekrar evlenmek istiyor. Bu iş içinde köylülerinden beş on kişiyi vazifelendiriyor. Ama gereken ilgiyi köylülerden göremiyor. Bir gün kamyon üzerinde köye dönerlerken mevzu açılıyor evlilik üzerine. Gurut Emmi alıyor mikrofonu ele ve orada bulunanlara sesleniyor;
“Bu benim işi halletmek için falancı, falancı ve falancılar var. Benim işime bakmadılar” diye küfrediyor. Hacı Kalfa’da arabanın üstündedir ve onu göstererek;
“Hacı Kalfa, bu işlere sen de dahilsin” der. 


CELAL AGA

Kocayokuş (Tarhanas) Köyü’nden Celal Aga köyün camisinde akşam namazını imamla kılmış, sünneti kılıyor. İkinci rekattadır ve seslice besmele çeker, Hafif sesle Ettehiyyatü’yü okumaya başlar, sonunda eşhedüen lailahe illallah’ı sesli okuyunca yan tarafında namazı kılmış tesbihatı beklemekte olan Abit Dayı Celal Aga’ya  dönerek;
“Yukarıda okudun bitirdin Ettehiyyatü’yü. Oturunca bakalım neyi okuyacaksın” der.


DAHA OKUNMADI

Gümüşhane’nin iki mahalleli ve iki camili bir köyünde Ramazan ayı içinde köylüler akşam ezanının sesini bekliyorlar. Yukarı mahallede yer alan evin birinde baba oğluna seslenir;
“Oğlum hele bir dışarı çık bakayım ezan okundu mu” der. Çocuk dışarı çıkar ve birazdan içeri seslenir;
“Okundu baba, orucunuzu açabilirsiniz” der. Baba tekrar oğluna seslenir;
“Hangi camiinin ezanı okundu oğlum” der. Çocuk cevap verir;
“Aşağı Mahallenin baba.” Baba bu sefer sinirlenerek;
“Kapat oğlum kapıyı bizim ezan okunmadı daha, sakın orucunuz açmayın” der.  


BABALIK YAPMIYORLAR

İstanbul’dan gelen gurbetçilerimizden biri Gümüşhane’nin Merkez köylerinin birinde yaşlı bir amcamıza;
“Nasılsın Emmi, halin keyfin nasıl” diye sorar. Yaşlı amcamız şöyle bir iç çeker ve;
“Nasıl olayım evladım, habu benim uşahlarım bana heç babalık yapmaylar” der.   

DAVET

Gümüşhane köylerinden birine seçim işi için gidiyoruz. Muhtarın evinde o akşam misafiriz.  Evin büyüğü bir dedemiz köşesinde bağdaş kurmuş oturuyor. Muhtar hanımını çağırır ve bana soruyor;
“Memur Beg, yemek yiyelim.” Ben nazikçe reddediyorum. Birazdan evin hanımı tekrar gelir. Muhtar yine sorar;
“Memur Bey, meyve falan yiyek” der.   Ben yine “yok sağolun” dedim. Aradan bir müddet daha zaman geçer ve muhtar tekrar sorar;
“Yahu memur bey, çay içelim.” Ben yine “olmaz, çaya da gerek yok” dedim. Bir ara muhtar odadan çıkınca köşesindeki ihtiyar amcam usulca bir sesle bana dönerek;
“Yahu evladım niye kabul etmeysen. Senin yüzüyin suyu hörmetine bizde belki sebeplenürdük” der. 


AKIL HOCASI

Gümüşhane Reksene Köyü’nden gencin birisi evlenecek, köyün yaşlılarından birine akıl danışıyor. Yaşlı amcam başlamış nasihate;
“Bak oğlum, çorba taşar tuz, çocuk ağlar bez, senin arkan da dız dız eder.”


DESTANCI

Gümüşhaneli iki kardeş buralarda tutunamaz ve Antalya’ya çalışmaya giderler. Ellerinde hiçbir sanatları da olmadığından başıboş dolaşmaya başlarlar. Derken elinde teybi ile sokak sokak gezinen bir destancıya rast gelirler. Bakıyorlar ki destancı müthiş satış yapıyor. Bu iş akıllarına yatıyor ve destancıya yanaşarak pazarlık atıyorlar adamın elindeki tüm destanları alıyorlar.  Hemen hesap kitap yapıyorlar tanesi beş kuruş kârdan şu kadar satarsak şu kadar kazanır ve şu kadar yıl sonra zengin oluruz diye. Peki ama nasıl satacaklar. En büyükleri utana sıkıla;
“Destan vaaar!” diye bağırıyor. Arkasındaki kardeşi;
“Bende de vaar!” diyor. Diğeri tekrar bağırır;
”Destan satarııım!”  Öbürü de;
“Bende satarım” Ve tabiki akşama kadar dolaşmaktan canları sıkılıyor ve destan işi başlamadan son buluyor.